17 Nisan 2010 Cumartesi

Ankilozan Spondilit

Ankilozan spondilit (AS); öncelikle omurgayı ve sakroiliak eklem dediğimiz, leğen kemiği ile sağrı (sakrum ) kemiği arasındaki eklemleri tutan kronik bir hastalıktır. Hastalık; göz, kalp, kalp kapakçıkları ve akciğerleri de etkileyebilir.
AS’in görülme sıklığı toplumdan topluma değişmekle birlikte, ortalama olarak her bin kişide 1 ile 2 arasındadır. Daha çok erkeklerde görülür. Kendisi ankilozan spondilit’ e yakalanan kişinin çocuklarında da bu hastalığın görülme riski % 10 ile 20 arasındadır.
AS’in oluşma mekanizması, oldukça karmaşık olmakla birlikte, en genel kabul edilen görüş, hastalığın bir takım bağırsak ve üreme sistemi enfeksiyonlarına yol açan bakteri türlerinin bağışıklık sistemini uyarması sonucu ortaya çıktığıdır.



Hastalığın belirtileri nelerdir?

AS’in ilk belirtisi, genç insanlarda yavaş yavaş ve sinsi başlayan bel ağrısıdır. Önceleri sakrum üzerinde duyulan ağrı daha sonra bele yayılarak sürekli bir ağrı ve tutukluk yapar. Bu tutukluk en fazla sabah olup günün ilerleyen saatlerinde ve hareket ettikçe veya sıcak duş alınca hafifler. Hasta bazen yataktan kalkarken sırtını ve belini rahatça büküp döndüremediği için öne doğru eğik dolaşır. Belde sertlik ve tutukluk bazen ağrıdan önce gelir. Romatoid artrit ve kireçlenmeler de görülenin tersine, hastalık önce eklem çevresindeki ligamentlerden, diğer bir deyişle bağların ve kasların kemiklere bağlandığı uçlarda başlar ve bu bölgelerdeki iltihap sonucu dokular sertleşir ve bir anlamda kireçlenir.

Kireçlenme, omurgayı oluşturan vertebraları (omurları) boydan boya tutarak omurganın değişik yönlerdeki hareketliliğini giderek azaltır ve hatta omurga eklemlerini kilitleyebilir.

Üst üste dizilmiş tuğlaları ve tuğlalar arasında şişirme su yastıkları olduğunu düşünün. Yanlardan kalın lastik şeritlerle bu tuğlaları bir arada tuttuğunuzda bu sert tuğlalardan ve esnek su yastıkçıklarından oluşan bu sistem hem esnek hemde lastik bantlar sayesinde sağlamdır. İskelet sistemimizin direği işlevini gören omurgamız da benzetmeye çalıştığımız üst üste dizilmiş tuğlalar gibidir. Küçük vertebra kemiklerini tuğlalar, vertebralar arasındaki yarı sert disk yapıları da tuğlalar arasında ki su yastıkları gibi gözümüzün önüne getirdiğimizde bu her yana esnek biçimde eğilen yapı, AS’de sertleşir ve tuğlalar arasındaki su yastığının ve yandaki lastik şeritlerin yerini çimento sıva alır. Diğer bir anlatımla, omurlar arası diskler kireçlenir ve omurları saran lifler de bu kireçlenmenin yayılması ile katılaşır. Sonuçta, öne, arkaya ve yanlara eğilmeyen, çabuk kırılmaya eğilimli ve kırıldığı noktalarda da kamburlaşan bir omurga karşımıza çıkar. Göğüs kafesi de bu hastalıktan etkilenir. İlk başta göğsün üst tarafındaki sternum kemiği (iman tahtası) çevresinde ağrılı şişlikler oluşur ve bu durum ilerledikçe göğüs kafesinin çevresindeki eklemler sertleşir ve normalde yaptıkları açılıp kapanma yada kalkıp inme işlevlerini yerine getiremezler. Sonuçta, hastanın derin nefes alma yeteneği azalır ve göğsün nefes alıp vermeyle genişleme kapasitesi 2 cm’nin altına düşer (normalde 4 cm’nin üzerinde).

Hastalık nasıl seyrediyor?

Hastalık her hastada farklı biçimde seyretmesine ve zaman zaman alevlenip zaman zaman yatışmasına karşın, genel olarak hayatı tehdit edici değildir. Çoğunlukla, 10 yıllık bir süre içinde kendiliğinden durabilir; en azından hastalığın ilerleyişi ve şiddeti azalabilir. Kalça tutulması, hastalığın gidişatının iyi olmadığını gösterir ve kalça tutulması hastalarda en önemli rahatsızlık ve sakatlık sebebidir. Kalça tutulmasının yanısıra diz, omuz gibi büyük eklem tutuluşu olan hastalarda da hastalık ağır seyreder. Kadınlarda kalça, omuz, diz gibi çevresel eklem tutulumu daha sıktır. Yine kadınlarda boyun omurgası daha sıktır.


Tedavisi mümkün müdür ?

Ne yazık ki, bu hastalığı önleyebilmek ve tamamen iyileştirebilmek mümkün olmayabilir. Yine de, sıkı bir doktor takibi, fizik tedavi programları ve egzersizler ile hastanın şikayetleri azaltılıp eklemlerin esnekliği korunmaya çalışılır. Yine kaplıcalar bu hastalarda büyük semptomatik iyilik sağlar.

Tedavide hasta eğitimi ve hastanın bu eğitimi uygulaması çok önemlidir. AS’li hastalar kesinlikle sigara içmemelidirler. Hastanın dik durması, düzenli egzersizler yapması ve mümkünse yastıksız yatması ve dizlerini karına çekmeden yada yüzükoyun yatması omurgasını korur.

Beli arkaya doğru eğen egzersizlerin yanı sıra, hastanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, yüzmektir. Öne eğilerek yapılan sporlar zararlıdır.Tedavide antiromatizmal ilaçlar, sulfasalazin gibi klasik ilaçlar kullanılır.

Eğer omurganın dışında, kalça, diz, omuz gibi eklemler de tutulmuş ise, eklem içlerine hyaluronik asid (Hyaluronan ) verilmesi ve bazen de eklem çok ağrılı ise, buna kortizon eklenmesi gerekebilir.

AS’de omurgada, özellikle boyun ve bel kısmında farkında olunmayan tehlikeli kırıklar olabilir. Bu nedenle, çok küçük bir kaza sonrası bile oluşan ani bel ve boyun ağrılarında gerekli radyolojik, MRI gibi incelemelerin yapılması gerekir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder