Bakır Zehirlenmesi, Bakır oksit karbonat ve sülfat halinde endüstride sık olarak kullanılır. Bağlarda ve bahçelerde bakır sülfat fungusit olarak kullanılır. Ayrıca iyi kalaylanmamış bakır kaplarda asitli yiyeceklerin yenilmesi, yemeğe geçen bakır tuzları ile zehirlenme oluşabilir. 10 g bakır sülfatın alınması öldürücü olabilir.
Belirti ve Bulgular
Mavi-yeşil renkli kusma, ağır ishal, vücudda aşırı sıvı kaybı, şok, hemoliz, akut tübüler nekroz ve karaciğerde bakır birikimine bağılı olarak hepatit görülebilir.
Tedavi ve Bakım
Mide yıkaması yapılır. Potasyum ferrosiyanür 0,6 g bir bardak suda eritilerek içirilir. Bulunmazsa bir bardak süt içinde 2 yumurta akı karıştırılarak içirilir. Penisilamin 20 mg/kg oral verilir. British Anti Leviside (BAL), dimerkapto süksinik asit tedavisinin yararı sınırlıdır.
2 Mayıs 2010 Pazar
Kurşun Zehirlenmesi
Ağır Metal Zehirlenmelerinden Akut kurşun zehirlenmesi nadirdir. Buharların solunmasıyla oluşur. Absorbe olan kurşunun öldürücü dozu 0,5 g. Kanda 50 mg/dl üzeri akut zehirlenmeyi gösterir.
Belirtiler ve Bulgular
Akut zehirlenmelerde bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ağızda metalik tad, oligürü, kardiyovasküler (kalp ve damar yetmezliği) yetmezlik, havale, ve koma görülürken daha sık olarak karşılaşılan kronik zehirlenmelerde gastrointestinal ve nöromusküler (Kas hastalıkları) belirtiler, ensefalopati (beyin hastalığı) ve hematolojik anomaliler görülür.
Tedavi ve Bakım
%1 sodyum sülfat ya da yumurta akı ve süt karışımı ile mide yıkanır. Forse ve ozmotik diürezden yararlanılır. BAL ve EDTA (Etilen diamin tetra asetik asit) birlikte uygulanır. BAL her 4 saatte bir 4mg/kg IM uygulanır. İlk 5-7 günlük tedaviden sonra penisilamin tedavisi devam eder. Konvülsiyonlarda (Havale) diazepam, karın ağırısında kalsiyum glukonat, ağrı geçmezse morfin kullanılır
Belirtiler ve Bulgular
Akut zehirlenmelerde bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ağızda metalik tad, oligürü, kardiyovasküler (kalp ve damar yetmezliği) yetmezlik, havale, ve koma görülürken daha sık olarak karşılaşılan kronik zehirlenmelerde gastrointestinal ve nöromusküler (Kas hastalıkları) belirtiler, ensefalopati (beyin hastalığı) ve hematolojik anomaliler görülür.
Tedavi ve Bakım
%1 sodyum sülfat ya da yumurta akı ve süt karışımı ile mide yıkanır. Forse ve ozmotik diürezden yararlanılır. BAL ve EDTA (Etilen diamin tetra asetik asit) birlikte uygulanır. BAL her 4 saatte bir 4mg/kg IM uygulanır. İlk 5-7 günlük tedaviden sonra penisilamin tedavisi devam eder. Konvülsiyonlarda (Havale) diazepam, karın ağırısında kalsiyum glukonat, ağrı geçmezse morfin kullanılır
Korozif Madde Zehirlenmeleri
Korozif etki gösteren maddeler; sülfirik asit, nitrik asit, hipoklorik asit gibi mineral asitler ve soda, potas, amonyak (amonyak zehirlenmesi), hipoklorid (çamaşır suyu) gibi kostik alkalilerdir.
Belirti ve Bulgular
Temas eden mukoza bölgesindeki ağrının şiddeti kusma ile birlikte artar. Kanlı kusmalar sıktır. Glottis ödemi gelişebilir. Akut dönem atlatılırsa özofagus iltihaplanması ve mediastinit, gastrik perforasyon (bağırsak delinmesi) ve özofagus (yemek borusu) darlığı gelişebilir.
Tedavi ve Bakım
Mide yıkama, kusturma yada asit ve baz gibi nötrolizan tedavisi uygulanmaz. Aktif kömürün yararı yoktur. 200 ml su veya süt içilir. IV sıvı tedavisi yapılır. Ciddi glottis ödemi varsa trakeostomi (gırtlağa nefes alımı için delik açılması) yapılır. Darlık gelişmemesi için kortikosteroidler kullanılır. Perforasyon veya peritonit ya da geç dönemde ortaya çıkan darlıklarda cerrahi girişim yapılır
Belirti ve Bulgular
Temas eden mukoza bölgesindeki ağrının şiddeti kusma ile birlikte artar. Kanlı kusmalar sıktır. Glottis ödemi gelişebilir. Akut dönem atlatılırsa özofagus iltihaplanması ve mediastinit, gastrik perforasyon (bağırsak delinmesi) ve özofagus (yemek borusu) darlığı gelişebilir.
Tedavi ve Bakım
Mide yıkama, kusturma yada asit ve baz gibi nötrolizan tedavisi uygulanmaz. Aktif kömürün yararı yoktur. 200 ml su veya süt içilir. IV sıvı tedavisi yapılır. Ciddi glottis ödemi varsa trakeostomi (gırtlağa nefes alımı için delik açılması) yapılır. Darlık gelişmemesi için kortikosteroidler kullanılır. Perforasyon veya peritonit ya da geç dönemde ortaya çıkan darlıklarda cerrahi girişim yapılır
Böcek İlaçları İle Zehirlenme
Haşere (Böcek) İlaçları ile zehirlenmeler, Organik fosfor içeren bileşiklerdir. Asetil kolin yükselir. kolinerjik kriz yapar. Etkisi alınan ilacın dozuna göre değişir.
Belirti ve Bulgular
Baş ağrısı ve ataksi (düzensiz kas hareketleri) gibi nörolojik belirtiler ve bradikardi, pupillalarda kontraksiyon, hipotansiyon, sekresyonlarda artma, pulmoner ödem, diyare, bronkospazm gibi kolerjinik belirtiler görülür. Ölüm nedeni genellikle solunum merkezi ve solunum kaslarının felci ve bronkospazm sonucu solunum durması ile olur. Bazen kalp durması gözlenebilir.
Tedavi ve Bakım
ABC değerlendirilir. Cilt üzerindeki bulaşmalar sabunlu su ile yıkanarak temizlenir. Ağızdan alınan durumlarda özofagusta problem yoksa Mide yıkaması ve aktif kömür uygulanır. Kolinerjik krizi kontor altına almak için atropin (toplam doz 50 mg'a kadar) yapılır. Antidot olarak pralidoksim kullanılır. Pralidoksim, asetil kolinesteraz enzimine yapışan organik fosfatlı molekülü yerinden koparır. 2 dakika içinde 1 g verilir.
Belirti ve Bulgular
Baş ağrısı ve ataksi (düzensiz kas hareketleri) gibi nörolojik belirtiler ve bradikardi, pupillalarda kontraksiyon, hipotansiyon, sekresyonlarda artma, pulmoner ödem, diyare, bronkospazm gibi kolerjinik belirtiler görülür. Ölüm nedeni genellikle solunum merkezi ve solunum kaslarının felci ve bronkospazm sonucu solunum durması ile olur. Bazen kalp durması gözlenebilir.
Tedavi ve Bakım
ABC değerlendirilir. Cilt üzerindeki bulaşmalar sabunlu su ile yıkanarak temizlenir. Ağızdan alınan durumlarda özofagusta problem yoksa Mide yıkaması ve aktif kömür uygulanır. Kolinerjik krizi kontor altına almak için atropin (toplam doz 50 mg'a kadar) yapılır. Antidot olarak pralidoksim kullanılır. Pralidoksim, asetil kolinesteraz enzimine yapışan organik fosfatlı molekülü yerinden koparır. 2 dakika içinde 1 g verilir.
Barbitüratlarda Zehirlenme
Tedavide sedatif, hipnotik ve antikonvülsan olarak kullanılır. İlaç bağımlılığı, intihar ya da kaza sonucu zehirlenmeler oluşur. Sekobarbital ve pentobarbital gibi kısa etkili olanlar çok toksiktir. Etkileri 15 dakikada başlar, 2-3 gramlık tek doz öldürücü olabilir. Öldürücü kan düzeyi 35 g/ml üzerindedir. Fenobarbital (luminal) gibi uzun etkili olanin etkisi 3-6 saatte başlar. 5 gram ve üzerindeki dozlar öldürücüdür.
Belirti ve Bulgular
Hafif vakalarda baş dönmesi, nistagmus, ataksi ve dizartri, hipotoni, yüzeyel solunum, apne, hipotansiyon, hipotermi, ağır vakalarda MSS depresyonu ve derin koma gözlenir.
Tedavi ve Bakım
Antidotu yoktur. Semptomatik tedavi yapılır. İlk 6 saat içinde gastrik laval yapılır. Aktif kömür uygulanır. Solunum yakından izlenir. Fenobarbital zehirlenmesinde idrar alkalileştirilir. (pH 7,5) Sıvı infizyonu ile şok önlenir. Gerekirse dopamin yapılır. Hasta komadaysa hemoperfüzyon ve hemodiyaliz uygulanır. Kardiyak aritmiye neden olduklarından MSS uyarıcıları kullanılmamalıdır.
Belirti ve Bulgular
Hafif vakalarda baş dönmesi, nistagmus, ataksi ve dizartri, hipotoni, yüzeyel solunum, apne, hipotansiyon, hipotermi, ağır vakalarda MSS depresyonu ve derin koma gözlenir.
Tedavi ve Bakım
Antidotu yoktur. Semptomatik tedavi yapılır. İlk 6 saat içinde gastrik laval yapılır. Aktif kömür uygulanır. Solunum yakından izlenir. Fenobarbital zehirlenmesinde idrar alkalileştirilir. (pH 7,5) Sıvı infizyonu ile şok önlenir. Gerekirse dopamin yapılır. Hasta komadaysa hemoperfüzyon ve hemodiyaliz uygulanır. Kardiyak aritmiye neden olduklarından MSS uyarıcıları kullanılmamalıdır.
Parasetamol Zehirlenmesi
Parasetamol Zehirlenmesi (Asetominofen), Analjezik ve antipretik olarak yaygın kullanılır. Toksik doz 140 mg/kg. Karaciğer toksisitesi yapar.
Belirtiler ve Bulgular
Bulantı ve kusma ilk görülen belirtidir. 24-48 saat içinde karaciğer enzimlerinde hafif yükselme, 2-3 gün sonra sağ kadran ağrısı, hepatomegali, sarılık ve kanama gelişebilir. İlacı plazma konsantrasyonu ilk 4 saat içinde 250 mg/litre, 12 saat içinde 50 mg/litre'den ve protrombin zamanı 22 saniyeden uzun ise prognoz kötüdür.
Tedavi ve Bakım
Destekleyici tedavi yapılır. İlk 1 saat içinde ipeka şurubu ile kusturma, 1 saati geçmişse gastrik lavaj yapılır. Müshille beraber aktif kömür verilir. Asetilsistein (mucomyst), assist şurup antidot olarak kullanılır. İlacın alımından sonra ilk 16 saat içinde verilmelidir. Başlangıç dozu 140 mg/kg, %5 dekstroz içinde 15-30 dakikada verilir. 70 mg/kg 4 saatte verilir. Oral kullanımın kusmalardan dolayı faydası yoktur.
Belirtiler ve Bulgular
Bulantı ve kusma ilk görülen belirtidir. 24-48 saat içinde karaciğer enzimlerinde hafif yükselme, 2-3 gün sonra sağ kadran ağrısı, hepatomegali, sarılık ve kanama gelişebilir. İlacı plazma konsantrasyonu ilk 4 saat içinde 250 mg/litre, 12 saat içinde 50 mg/litre'den ve protrombin zamanı 22 saniyeden uzun ise prognoz kötüdür.
Tedavi ve Bakım
Destekleyici tedavi yapılır. İlk 1 saat içinde ipeka şurubu ile kusturma, 1 saati geçmişse gastrik lavaj yapılır. Müshille beraber aktif kömür verilir. Asetilsistein (mucomyst), assist şurup antidot olarak kullanılır. İlacın alımından sonra ilk 16 saat içinde verilmelidir. Başlangıç dozu 140 mg/kg, %5 dekstroz içinde 15-30 dakikada verilir. 70 mg/kg 4 saatte verilir. Oral kullanımın kusmalardan dolayı faydası yoktur.
Boynun Sıkısması Boyun İpi
İpe asılma veya boynun sıkışması (Baş, Boyun)
Boyun Ağrısı, Boyun İpi
Bu tür olaylar insanın başına boynunun mekanik biçimde sıkışması, bir ortamın boynunu sıkıştırması veya boynunu sıkan başka bir insanın elleriyle gelebilir. Özellikle ipe asılma sırasında belkemiği, soluk borusu ve larenks, ciddi biçimde zarar görebilir. Genellikle ülkede her yıl 5 bin kişi kendisini bilinçli olarak asmakta ve yaklaşık 100 kişi de cinayet amacıyla, boynu sıkılarak öldürülmektedir.
Kazazedeyi çıkarmak
Çok çabuk davranmak gerekir:
— Kendini asma söz konusuysa, bağlantıyı kesin, düğüme dokunmayın (polis için yararlı olabilir).
— Asılıysa, yere ani düşmesini yavaşlatın. Başını yatağının parmaklıklarına geçirip,
çıkartmayı beceremeyen .çocuk, her şeyden önce sakinleştirilmelidir. Aslında ciddi bir tehlike söz konusu değildir: Başı oraya girdiğine göre, çıkabilir de. Yağlı bir krem kullanmak, yaralanmaları önler, kurtuluşu kolaylaştırır.
Tedavisi ve Yapılması gereken
Kazazede kurtarıldıktan sonra, bilinci yerinde ise, üst solunum yollarında tıkanma olup olmadığını denetleyin Ses tonunda bir değişiklik varsa ve yutma zorluğu çekiyorsa, bir uzman doktora başvurun.
Kazazede baygınsa ve soluyorsa, kendisini yan emniyet pozisyonuna getirin Trafik kazasında olduğu gibi, baş-beden eksenini bozmamaya özen gösterin.
Kazazede solumuyorsa ve nabzı durmuşsa, reanimasyon girişiminde bulunun
Olay nasıl önlenebilir?
Kendini asmayı önlemenin yolu, intihan önlemektir!
Kazaen boynu sıkışarak ölüm olaylarını önlemek için, şu önlemler kaçınılmazdır:
— Bebeklerin salıncaklarında kemerle bağlanmalarından kaçının.
— Dar parmaklıklı yerlerde çocuklarınızın başlarını bunların arasına sokmalarına engel olun.
— Daha büyük yaştaki çocuklarınıza kement atma gibi oyunların tehlikelerini açıklayın. Bu arada bazı sapık kişilerin, tam gerçekleşmeyen bir asılma olayının, erotik duygular yarattığı savı, geçersizdir. Çünkü bunların iddia ettiği gibi, olayı durdurmak mümkün değildir. Bu tür denemeler çok tehlikeli olup, bu deney sırasında kan dolaşımı aksayan beyin, komaya girebilir. Bunun da geri dönüşü yoktur
Boyun Ağrısı, Boyun İpi
Bu tür olaylar insanın başına boynunun mekanik biçimde sıkışması, bir ortamın boynunu sıkıştırması veya boynunu sıkan başka bir insanın elleriyle gelebilir. Özellikle ipe asılma sırasında belkemiği, soluk borusu ve larenks, ciddi biçimde zarar görebilir. Genellikle ülkede her yıl 5 bin kişi kendisini bilinçli olarak asmakta ve yaklaşık 100 kişi de cinayet amacıyla, boynu sıkılarak öldürülmektedir.
Kazazedeyi çıkarmak
Çok çabuk davranmak gerekir:
— Kendini asma söz konusuysa, bağlantıyı kesin, düğüme dokunmayın (polis için yararlı olabilir).
— Asılıysa, yere ani düşmesini yavaşlatın. Başını yatağının parmaklıklarına geçirip,
çıkartmayı beceremeyen .çocuk, her şeyden önce sakinleştirilmelidir. Aslında ciddi bir tehlike söz konusu değildir: Başı oraya girdiğine göre, çıkabilir de. Yağlı bir krem kullanmak, yaralanmaları önler, kurtuluşu kolaylaştırır.
Tedavisi ve Yapılması gereken
Kazazede kurtarıldıktan sonra, bilinci yerinde ise, üst solunum yollarında tıkanma olup olmadığını denetleyin Ses tonunda bir değişiklik varsa ve yutma zorluğu çekiyorsa, bir uzman doktora başvurun.
Kazazede baygınsa ve soluyorsa, kendisini yan emniyet pozisyonuna getirin Trafik kazasında olduğu gibi, baş-beden eksenini bozmamaya özen gösterin.
Kazazede solumuyorsa ve nabzı durmuşsa, reanimasyon girişiminde bulunun
Olay nasıl önlenebilir?
Kendini asmayı önlemenin yolu, intihan önlemektir!
Kazaen boynu sıkışarak ölüm olaylarını önlemek için, şu önlemler kaçınılmazdır:
— Bebeklerin salıncaklarında kemerle bağlanmalarından kaçının.
— Dar parmaklıklı yerlerde çocuklarınızın başlarını bunların arasına sokmalarına engel olun.
— Daha büyük yaştaki çocuklarınıza kement atma gibi oyunların tehlikelerini açıklayın. Bu arada bazı sapık kişilerin, tam gerçekleşmeyen bir asılma olayının, erotik duygular yarattığı savı, geçersizdir. Çünkü bunların iddia ettiği gibi, olayı durdurmak mümkün değildir. Bu tür denemeler çok tehlikeli olup, bu deney sırasında kan dolaşımı aksayan beyin, komaya girebilir. Bunun da geri dönüşü yoktur
İyod Zehirlenmesi
İyot Zehirlenmesi, İyot ile iyod bileşimlerinin tüketilmesi durumunda zehirlenme ve deride alerjik yönde aktiviteler ortaya çıkar. Kronik zehirlenmeler çoğunlukla tedavi niyetiyle alınan iyod bileşikleri ile gerçekleşir.
Belirti ve Bulgular
İyod Zehirlenmelerinde, 20-30 gram tentürdiyot öldürücü bir etki yaratabilir. Koyu renkte kusma, Ağız da yanma, ağrı ve irritasyon gerçekleşir. Ağızda kötü bir tat ve yanık durumu oluşur. Deri kısmında alejik döküntüler meydana gelebilir. Böbrek yetmezliği, Şok, hafıza kaybı (kollaps), İshal yanında ölümede yol açabilir.
Tanı ve Tedavi
Hastaya Nişasta ile karıştırılmış su içirtirilr ve kusturulmaya çalışılır. Yumurtanın akı ve unlu çorba verilir. Kusturma işlemi, hastanın kusmuğunun rengi normale dönünceye kadar sürdürülmelidir. Emme (Absorban) olarak aktif kömür ile süt verilir. Mide yıkaması nişasta karıştırılmış su ile yapılır. Vücuttaki iyod nişastanın mavi renge dönüşmesine yol açar. Bu durumda, vücudda halen İyodun bulunduğu anlamına gelir.
Belirti ve Bulgular
İyod Zehirlenmelerinde, 20-30 gram tentürdiyot öldürücü bir etki yaratabilir. Koyu renkte kusma, Ağız da yanma, ağrı ve irritasyon gerçekleşir. Ağızda kötü bir tat ve yanık durumu oluşur. Deri kısmında alejik döküntüler meydana gelebilir. Böbrek yetmezliği, Şok, hafıza kaybı (kollaps), İshal yanında ölümede yol açabilir.
Tanı ve Tedavi
Hastaya Nişasta ile karıştırılmış su içirtirilr ve kusturulmaya çalışılır. Yumurtanın akı ve unlu çorba verilir. Kusturma işlemi, hastanın kusmuğunun rengi normale dönünceye kadar sürdürülmelidir. Emme (Absorban) olarak aktif kömür ile süt verilir. Mide yıkaması nişasta karıştırılmış su ile yapılır. Vücuttaki iyod nişastanın mavi renge dönüşmesine yol açar. Bu durumda, vücudda halen İyodun bulunduğu anlamına gelir.
Karbondioksit Zehirlenmesi
Karbondioksit Zehirlenmesi, Karbondioksit oranının havada yoğun bulunduğu yerlerde solunum yapılması halinde zehirlenme etkisi vardır.
Belirtiler ve Bulgular
Nefes Darlığı (dispne), baş ağrısı, kulakta çınlama, kan basıncında meydana gelen artış, zehirlenmenin yoğun olması halinde hastanın koma ve şok geçirme ihtimali yüksektir.
Tanı ve Tedavi
Karbondioksit Zehirlenmeleri durumunda, Hasta karbondioksit oranının yoğun olduğu ortamdan çıkartılır ve Temiz hava aldırılır. Hastaya suni solunum uygulanır. Yüz çevresine ve göğüs kısmına soğuk su ile masaj yapılır.
Belirtiler ve Bulgular
Nefes Darlığı (dispne), baş ağrısı, kulakta çınlama, kan basıncında meydana gelen artış, zehirlenmenin yoğun olması halinde hastanın koma ve şok geçirme ihtimali yüksektir.
Tanı ve Tedavi
Karbondioksit Zehirlenmeleri durumunda, Hasta karbondioksit oranının yoğun olduğu ortamdan çıkartılır ve Temiz hava aldırılır. Hastaya suni solunum uygulanır. Yüz çevresine ve göğüs kısmına soğuk su ile masaj yapılır.
Besin Zehirlenmesi
Gıda Zehirlenmesi, Yeteri kadar pişirilmemiş et, besin zehirlenmesine neden olur. Kusma,bulantı, ishal, halsizlik gibi belirtilere yol açan salmonellabakterisinin bulunması ihtimali yüksektir. Yemek hazırlamaya başlamadanönce ellerin ve araç gereçlerin sabunlu ve sıcak su ile yıkanması gerekir.çiğ haldeki kıyma ellenildiği takdirde eller ağıza götürülmemelidir.
Belirtiler (Gıda Zehirlenmeleri)
Besin Zehirlenmelerinde sıklıkla bulantı, kusma, Karın ağrısı,ishal durumları görülür. Belirtiler 1 saat ile 4 günlük süre içinde başlayabilir.birçok bakteri besin zehirlenmesine neden olur. Midye tarzı kabuklu denizürünleri önemli yer tutar. Kimyasal besin zehirlenmeleri; bulantı, kusmaishal, halsizlik, aşırı tükürük üretimi, bilinç kaybı, gibi belirtiler yaratır.Gıdaların sağlıksız yöntemlerle saklanması etkendir.
Tedavi Yöntemleri
Ağır şikayet yoksa doktora başvurulmadan tedavi sonuçlanabilir.Kusma, ishal gibi durumlar zehiri atmaya yardımcıdır. İlk 24 saatdoktora başvurulmaması kaydiyle herhangi bulantı yada ishal hapları kullanılmamalıdır. Sıvı tüketilebilecek durumlarda temiz su ve sulugıdalar alınmalıdır. Genellikle Çorba, Haşlanmış Patates tüketilmelidir.bu yolla vücudun su kaybı giderilmeye çalışılır. Yüksek ateş olmaması durumundaantibiyotik ilaçların kullanılması gerekmez. Sıvı kaybı fazlaysa ve buna bağlıolarak şok gelişirse, damarlardan sıvı enjekte edilmesi gerekebilir
Belirtiler (Gıda Zehirlenmeleri)
Besin Zehirlenmelerinde sıklıkla bulantı, kusma, Karın ağrısı,ishal durumları görülür. Belirtiler 1 saat ile 4 günlük süre içinde başlayabilir.birçok bakteri besin zehirlenmesine neden olur. Midye tarzı kabuklu denizürünleri önemli yer tutar. Kimyasal besin zehirlenmeleri; bulantı, kusmaishal, halsizlik, aşırı tükürük üretimi, bilinç kaybı, gibi belirtiler yaratır.Gıdaların sağlıksız yöntemlerle saklanması etkendir.
Tedavi Yöntemleri
Ağır şikayet yoksa doktora başvurulmadan tedavi sonuçlanabilir.Kusma, ishal gibi durumlar zehiri atmaya yardımcıdır. İlk 24 saatdoktora başvurulmaması kaydiyle herhangi bulantı yada ishal hapları kullanılmamalıdır. Sıvı tüketilebilecek durumlarda temiz su ve sulugıdalar alınmalıdır. Genellikle Çorba, Haşlanmış Patates tüketilmelidir.bu yolla vücudun su kaybı giderilmeye çalışılır. Yüksek ateş olmaması durumundaantibiyotik ilaçların kullanılması gerekmez. Sıvı kaybı fazlaysa ve buna bağlıolarak şok gelişirse, damarlardan sıvı enjekte edilmesi gerekebilir
Nedeni Bilinmeyen Belirtilerde
Zehirlenme Sebepleri, Nedeni açıklanamayan belirtilerle başvuran her bireyde mutlaka zehirlenme olasılığı düşünülmelidir. Bu ilke özellikle aşağıdaki durumların varlığında geçerlidir:
Uyuklama yada koma, Konvülziyonlar, Taşipne (solunumla ilgili), Taşikardi (Kalp ritm bozukluğu), Kızarıklık, Kardiyak aritmi, Hipotansiyon, Alışılmadık davranışlar, Papillada anormallikler,
Alınan maddenin etki mekanizmasına bağlı olarak çok çeşitli fizik muayene bulguları elde edilebilir. Hastaların solunumu dispneik, yüzeyel veya tamamen durmuş olabilir. Nabız değişikliği ve hipotansiyon gözlenebilir. Bilinç düzeyinde değişiklikler, somnolans, stupor ve koma görülebilir. Pupillar miyotik veya midriyatik olabilir. Hastanın nefesinde ilaca veya toksik maddeye ilişkin koku duyulabilir.
Belirtiler ve Bulgular
Ağız yoluyla olan zehirlenmelerde ilk belirti gastrointestinal sistemin iritasyonuna bağlıdır. Ağız, boğaz ve midede yanma, bulantı, kusma, ishal olarak kendini gösterir. İlacın emilimine bağlı olarak solukluk, siyanoz, filiform nabız, konvülsiyon, şok ve koma gözlenebilir. Başlangıçta hastanın belirti vermemesi durumun ciddi olmadığını düşündürmemelidir. Öldürücü doz almış ve henüz belirti vermemiş olabileceği düşünülerek, bu yüzden her hasta ciddi olarak izlenmelidir.
Tanı
Özellikle bilinci kapalı hastalarda yakınları ve arkadaşlarıyla haberleşilerek gerekli bilgilerin toplanması ve laboratuar analizleri tanıya yardım eder. İdrar tahlili, pH, dansite, protein, hepatoksik ilaç zehirlenmelerinde karaciğer fonksiyon testleri, akciğer ödemi ve aspirasyon pnömonisini saptamak için akciğer grafisi, nefrotoksik ilaçlar akut böbrek yetmezliğine neden olabileceğinden elektrolit ve kreatinin ölçümleri, hastanın tanısınnı kesinleşmesinde ve yapılan tedavinin yeterliliği hakkında bilgi sağlamak için toksik ilacın dozunun bilinmesi, ritm ve ileti bozukluklarını saptamak için EKG çekilir.
Tedavi ve Bakım
Erken ve doğru tedavi ile zehirlenme vakalarının tamamen normale döndürülme şansı yüksektir. Bu yüzden hastaların hızlı bir şeklide değerlendirilmesi gerekir.
1- Semptomik tedavi
a) Solunum Bozukluğunun Tedavisi: Başa uygun pozisyon verilir. Takma dişler çıkartılır. Ağızadaki sekresyonlar ve kusmuklar temizlenir, gerekisre aspire edilir. Bunlarla solunum düzelmiyorsa yapay solunuma geçilir.
b) Hemodinamik kontrol: tansiyon, nabız sayısı, saatlik idrar miktarı ölçülür, hipovolomi ve ritm bozukluğu varsa tedavi edilir. Birçok ilaç vazomotor merkezleri depresyona uğratarak periferik dolaşım yetersizliğine neden olabilir. Hemen damar yolu açılarak hipovolomi (aşırı sıvı kaybı) düzeltilir. Buna rağmen düzelme olmazsa dopamin veya dobutamin kullanılır. Kardiyotoksi ilaçlarla oluşan ritm ve ileti bozukluğu tedavi edilir.
c) Merkezi sinir sistemi bulgularının tedavisi: Koma ajitasyonlu ise diazepam türü ilaçlara sakin komaya dönüştürülebilir. Ancak koma sakin ise, analeptiklere uyarılmaya çalışılmaz
Uyuklama yada koma, Konvülziyonlar, Taşipne (solunumla ilgili), Taşikardi (Kalp ritm bozukluğu), Kızarıklık, Kardiyak aritmi, Hipotansiyon, Alışılmadık davranışlar, Papillada anormallikler,
Alınan maddenin etki mekanizmasına bağlı olarak çok çeşitli fizik muayene bulguları elde edilebilir. Hastaların solunumu dispneik, yüzeyel veya tamamen durmuş olabilir. Nabız değişikliği ve hipotansiyon gözlenebilir. Bilinç düzeyinde değişiklikler, somnolans, stupor ve koma görülebilir. Pupillar miyotik veya midriyatik olabilir. Hastanın nefesinde ilaca veya toksik maddeye ilişkin koku duyulabilir.
Belirtiler ve Bulgular
Ağız yoluyla olan zehirlenmelerde ilk belirti gastrointestinal sistemin iritasyonuna bağlıdır. Ağız, boğaz ve midede yanma, bulantı, kusma, ishal olarak kendini gösterir. İlacın emilimine bağlı olarak solukluk, siyanoz, filiform nabız, konvülsiyon, şok ve koma gözlenebilir. Başlangıçta hastanın belirti vermemesi durumun ciddi olmadığını düşündürmemelidir. Öldürücü doz almış ve henüz belirti vermemiş olabileceği düşünülerek, bu yüzden her hasta ciddi olarak izlenmelidir.
Tanı
Özellikle bilinci kapalı hastalarda yakınları ve arkadaşlarıyla haberleşilerek gerekli bilgilerin toplanması ve laboratuar analizleri tanıya yardım eder. İdrar tahlili, pH, dansite, protein, hepatoksik ilaç zehirlenmelerinde karaciğer fonksiyon testleri, akciğer ödemi ve aspirasyon pnömonisini saptamak için akciğer grafisi, nefrotoksik ilaçlar akut böbrek yetmezliğine neden olabileceğinden elektrolit ve kreatinin ölçümleri, hastanın tanısınnı kesinleşmesinde ve yapılan tedavinin yeterliliği hakkında bilgi sağlamak için toksik ilacın dozunun bilinmesi, ritm ve ileti bozukluklarını saptamak için EKG çekilir.
Tedavi ve Bakım
Erken ve doğru tedavi ile zehirlenme vakalarının tamamen normale döndürülme şansı yüksektir. Bu yüzden hastaların hızlı bir şeklide değerlendirilmesi gerekir.
1- Semptomik tedavi
a) Solunum Bozukluğunun Tedavisi: Başa uygun pozisyon verilir. Takma dişler çıkartılır. Ağızadaki sekresyonlar ve kusmuklar temizlenir, gerekisre aspire edilir. Bunlarla solunum düzelmiyorsa yapay solunuma geçilir.
b) Hemodinamik kontrol: tansiyon, nabız sayısı, saatlik idrar miktarı ölçülür, hipovolomi ve ritm bozukluğu varsa tedavi edilir. Birçok ilaç vazomotor merkezleri depresyona uğratarak periferik dolaşım yetersizliğine neden olabilir. Hemen damar yolu açılarak hipovolomi (aşırı sıvı kaybı) düzeltilir. Buna rağmen düzelme olmazsa dopamin veya dobutamin kullanılır. Kardiyotoksi ilaçlarla oluşan ritm ve ileti bozukluğu tedavi edilir.
c) Merkezi sinir sistemi bulgularının tedavisi: Koma ajitasyonlu ise diazepam türü ilaçlara sakin komaya dönüştürülebilir. Ancak koma sakin ise, analeptiklere uyarılmaya çalışılmaz
Karbonmonoksit Zehirlenmesi
Karbonmonoksit Zehirlenmesi, Genellikle kaza yada intihar sonucu görülen karbonmonoksit zehirlenmelerine sık rastlanır. Kömür ve karbonlu maddelerin tam yanmamasından, eksoz gazlarından ve ısıtmada kullanılan doğal gazlardan çevreye bol miktarda karbonmonoksit yayılır. Kapalı bir yerde yoğun miktarda karbonmonoksit solunmasıyla zehirlenme oluşur. Akut zehirlenmelerde karbonmonoksit hemoglobinle birleşerek kısa sürede karboksihemoglobin oluşur. Hemoglobinin karbonmonoksite afinitesi oksijene göre 20 kez fazladır. Havada 1/1000 oranında olsa bile öldürücüdür.
Belirti ve Bulgular
Baş ağrısı, terleme, yüzde pembe renk, bronş hipersekresyonu sonucu solunum zorluğu, pulmoner ödem gözlenebilir. Hipotansiyon bazen kardiyovasküler kollapsa varabilir. EKG'de iskemik ST ve S segment değişiklikleri, atriyal veya ventriküler ekstrasistoller ve dal blokları çoğu kez derin olmayan bir koma gözlenebilir. Akut pankreatit ve hiperpotasemili akut tübüler nekroz gelişebilir.
Tedavi ve Bakım
Acilen oksijen tedavisine başlanır. İdeal bir saat süreyle %100 oksijen tedavisi yapıldıktan sonra 6 saat %50, 12 saat %30 konsantrasyonda verilmesidir. Beyin ödemini ortadan kaldırmak için 200ml %20 mannitol infüzyonu yapılır, daha sonra %5 dekstroz solüsyonu ile devam edilir. Hiperkarbonemi %6-7 ml'den fazla ise, baş ağrısı, hafıza ve konsantrasyon kaybı, irritabilite, kişilik değişiklikleri ve aşırı yorgunluk tekrarlarsa hiperbarik oksijen tedavisi yapılmalıdır. Hasta 7-10 gün sonra tekrar muayene edilmek üzere taburcu edilir.
Belirti ve Bulgular
Baş ağrısı, terleme, yüzde pembe renk, bronş hipersekresyonu sonucu solunum zorluğu, pulmoner ödem gözlenebilir. Hipotansiyon bazen kardiyovasküler kollapsa varabilir. EKG'de iskemik ST ve S segment değişiklikleri, atriyal veya ventriküler ekstrasistoller ve dal blokları çoğu kez derin olmayan bir koma gözlenebilir. Akut pankreatit ve hiperpotasemili akut tübüler nekroz gelişebilir.
Tedavi ve Bakım
Acilen oksijen tedavisine başlanır. İdeal bir saat süreyle %100 oksijen tedavisi yapıldıktan sonra 6 saat %50, 12 saat %30 konsantrasyonda verilmesidir. Beyin ödemini ortadan kaldırmak için 200ml %20 mannitol infüzyonu yapılır, daha sonra %5 dekstroz solüsyonu ile devam edilir. Hiperkarbonemi %6-7 ml'den fazla ise, baş ağrısı, hafıza ve konsantrasyon kaybı, irritabilite, kişilik değişiklikleri ve aşırı yorgunluk tekrarlarsa hiperbarik oksijen tedavisi yapılmalıdır. Hasta 7-10 gün sonra tekrar muayene edilmek üzere taburcu edilir.
Botulismus Zehirlenmesi
Botulismus Zehirlenmesi (Konserve Zehirlenmesi), İyi hazırlanmamış ev yemeklerinde ya da bekletilmiş yemekler de yeniden ısıtma sırasında, sıklıkla da iyi hazırlanmamış konverse halindeki gıdalarda meydana gelir.
Belirtiler ve Bulgular
Başlangıçta toraksı tuttuğu için solunumu bozar. 12-100 saat içinde belirti verir. KBB (boğazda kuruluk ve boğaz ağrısı) ve göz şikayetleri (pitozis, görme bozukluğu), nörolojik olarak güçsüzlük, baş dönmesi, paralizi, solunum sistemine ait; solunum düzenindeki bozulma, dispne (nefes darlığı), gastrointestinal sistemde; bulantı kusma, diyare bazen konstipasyon görülebilir.
Tedavi ve Bakım
ABC değerlendirilir ve sürdürülür. Konstipasyon (kabızlık) için müshil verilir. Antitoksin ajanları biliniyorsa yoğun bakımda uygulanır.
Belirtiler ve Bulgular
Başlangıçta toraksı tuttuğu için solunumu bozar. 12-100 saat içinde belirti verir. KBB (boğazda kuruluk ve boğaz ağrısı) ve göz şikayetleri (pitozis, görme bozukluğu), nörolojik olarak güçsüzlük, baş dönmesi, paralizi, solunum sistemine ait; solunum düzenindeki bozulma, dispne (nefes darlığı), gastrointestinal sistemde; bulantı kusma, diyare bazen konstipasyon görülebilir.
Tedavi ve Bakım
ABC değerlendirilir ve sürdürülür. Konstipasyon (kabızlık) için müshil verilir. Antitoksin ajanları biliniyorsa yoğun bakımda uygulanır.
Mantar Zehirlenmesi
Mantar zehirlenmeleri yurdumuzda ölümle sonuçlanan bitki zehirlenmelerinin başında gelir. Yurdumuzda Amanita phalloides (amatoksin) ve Amanita muscarina (muskarin - zehirli çayır mantarı) türlerindeki mantar zehirlenmelerine sık rastlanır.
Belirti ve Bulgular
Mantar Zehirlenmesi Belirtileri; Bulantı, kusma, ishal gibi gastrointestinal sistemin belirtileri sıktır. Bu belirtiler mantarın alımından muskarinik tipi zehirlenmelerde 4-6 saat, amatoksin tipi zehirlenmelerde 12 saat sonra başlar. Bu belirtilerden sonra 2-3 gün süren semptomsuz dönem başlar. Bu dönemde hasta erken olarak hastaneden çıkarılırsa sitotoksik etkilerin görüldüğü 3. Dönem gelişir ve karaciğer yetersizliği ile hastayı ölüme götürebilir.
Tedavi ve Bakım (Zehirlenme Tedavisi)
Genel önlemler alınır. Hasta kusmuyorsa kusturulur. Kaybedilen sıvılar ve elektrolitler yerine konur. Muskarin tipi zehirlenmelerde atropin kolinerjik semptomlar kaybolana kadar kullanılır. Tioksik asit (alfa lipoik asit) günde 300mg verilir. Tedaviye 7-10 gün devam edilir. Kristalize penisilin 24 milyon ünite infüzyon şeklinde verilir. Hemoperfüzyon ve hemodiyaliz yapılır.
Mantar Zehirlenmeleri - Zehirli Mantarlar
Pazardan mantar aldığınız zaman, elbette endişe etmeyin: Taze olmaları koşuluyla. Çünkü piyasada bilinen türleri satılır.Fakat mantar türlerini pek tanımadan, kendiniz kırlarda toplamaya kalkarsanız, ihtiyatlı olun: Çünkü bazı türleri çok ciddi sindirim bozukluklarına sebep olabilecekleri gibi, bazıları da insanı ölüme kadar götürebilir.Mantar toplarken, yalnız tazelerini toplamakla yetinin. Bütün olmalarına dikkat edin. Şüphelilerin hepsini atın yada tanıdığınız bir eczacıya sorun. Emin olduğunuz mantarlarla şüphelileri asla karıştırmayın.
Mantardan zehirlenme halinde, derhal doktora haber verin. Çünkü yalnız doktor, gereken tedaviyi uygulayabilir. İlk zehirlenme belirtilerinden sora, pişmiş, pişmemiş mantarları hemen toplayın: Çünkü doktor bunlara bakarak uygulanacak tedavi hakkında karar verebilir
Belirti ve Bulgular
Mantar Zehirlenmesi Belirtileri; Bulantı, kusma, ishal gibi gastrointestinal sistemin belirtileri sıktır. Bu belirtiler mantarın alımından muskarinik tipi zehirlenmelerde 4-6 saat, amatoksin tipi zehirlenmelerde 12 saat sonra başlar. Bu belirtilerden sonra 2-3 gün süren semptomsuz dönem başlar. Bu dönemde hasta erken olarak hastaneden çıkarılırsa sitotoksik etkilerin görüldüğü 3. Dönem gelişir ve karaciğer yetersizliği ile hastayı ölüme götürebilir.
Tedavi ve Bakım (Zehirlenme Tedavisi)
Genel önlemler alınır. Hasta kusmuyorsa kusturulur. Kaybedilen sıvılar ve elektrolitler yerine konur. Muskarin tipi zehirlenmelerde atropin kolinerjik semptomlar kaybolana kadar kullanılır. Tioksik asit (alfa lipoik asit) günde 300mg verilir. Tedaviye 7-10 gün devam edilir. Kristalize penisilin 24 milyon ünite infüzyon şeklinde verilir. Hemoperfüzyon ve hemodiyaliz yapılır.
Mantar Zehirlenmeleri - Zehirli Mantarlar
Pazardan mantar aldığınız zaman, elbette endişe etmeyin: Taze olmaları koşuluyla. Çünkü piyasada bilinen türleri satılır.Fakat mantar türlerini pek tanımadan, kendiniz kırlarda toplamaya kalkarsanız, ihtiyatlı olun: Çünkü bazı türleri çok ciddi sindirim bozukluklarına sebep olabilecekleri gibi, bazıları da insanı ölüme kadar götürebilir.Mantar toplarken, yalnız tazelerini toplamakla yetinin. Bütün olmalarına dikkat edin. Şüphelilerin hepsini atın yada tanıdığınız bir eczacıya sorun. Emin olduğunuz mantarlarla şüphelileri asla karıştırmayın.
Mantardan zehirlenme halinde, derhal doktora haber verin. Çünkü yalnız doktor, gereken tedaviyi uygulayabilir. İlk zehirlenme belirtilerinden sora, pişmiş, pişmemiş mantarları hemen toplayın: Çünkü doktor bunlara bakarak uygulanacak tedavi hakkında karar verebilir
Demir Zehirlenmesi
Demir Zehirlenmesi, genellikle demir içeren ilaçların çocuklarda yanlışlıkla, erişkinlerde ise intihar amacıyla alınmasıyla oluşur.
Belirti ve Bulgular
Bulantı, mavi-yeşil renkli kusma, karın ağrısı, dizanteri benzeri ishal, nörolojik bulgular, siyanoz, asidoz, pulmoner ödem ve kardiyovasküler gözlenir. Sıklıkla gözlenen karaciğer yetmezliği ölüm nedenidir.
Tedavi ve Bakım
Desferrioksamin (Desferal amp. 500mg) solüsyon ile mide yıkaması yapılır. Daha sonra vakit geçirmeden IV yolla 80 mg/kg/12 saat dozunda enjekte edilir. BAL ve EDTA kullanılabilir.
Belirti ve Bulgular
Bulantı, mavi-yeşil renkli kusma, karın ağrısı, dizanteri benzeri ishal, nörolojik bulgular, siyanoz, asidoz, pulmoner ödem ve kardiyovasküler gözlenir. Sıklıkla gözlenen karaciğer yetmezliği ölüm nedenidir.
Tedavi ve Bakım
Desferrioksamin (Desferal amp. 500mg) solüsyon ile mide yıkaması yapılır. Daha sonra vakit geçirmeden IV yolla 80 mg/kg/12 saat dozunda enjekte edilir. BAL ve EDTA kullanılabilir.
Stres Depresyon Depresif Hastalik Cesitleri
Depresyon Depresif Hastalik
Depresif Hastalık, Depresyon Çeşitleri, Depresyon Hastalığı
Primer depresyonlar
Bu depresyonlar oluş sebepleri, ortaya koydukları belirtilerin birbirinden farklı olması, tedaviye verdikleri cevapların farklı olması ve tarihçeleri açısından birçok alt sınıflara ayrılmışlardır. Bu depresyon tipleri arasında en belirgin ve önemli olanı "endojen depresyon"dur. Bu şekil, bünyesel-biyolojık sebeplere bağlıdır. Endojen depresyon da kendi arasında dört alt gruba ayrılmıştır. Bunlar:
1- Ürkeklik, çekingenlik, toplum hayatından uzaklaşma, girişkenliğin kaybı, uyku bozukluğu ve çok erken uyanma, beslenme bozukluğuna ve iştah kaybına bağlı olarak ortaya çıkan kilo kayıpları ve şiddetli suçluluk duygulan gösteren şekil.
2-Depresyonun bu şeklinde kişinin çevresinden ve olaylardan gelen stres faktörü ile negatif bir ilişkisi olduğu ifade edilmektedir.
3- Özellikle yaşlılıkta ortaya çıkan şekildir. Yaşlılıkla beraber gelen bir seri metabolik değişikliğe bağlı olması muhtemeldir.
4- Kişilik yapısı ile ilgilidir. Doğuştan gelen bir kişilik yapısı bozukluğu veya sapmasının kişide çevresi ile uyum bozukluğu yapması sonucu ortaya çıkmış bir küskünlük ve davranış bozukluğu olarak kabul edilir.
Sekonder depresyonlar
Bu durumlarda esas hastalık başkadır. Depresyon bu esas hastalığın yanında görülen bir belirti olarak dikkati çeker. Şizofrenlerde görülen depresif haller, bir beyin sarsıntısında ortaya çıkan depresif- görünümler, bir zehirlenme halinde raslanan durgunluk halleri bu türdendir.
Sekonder depresyonlar, primer olanın aksine, beraberinde bulunduğu asıl hastalığın gidişi ile yakından ilgilidir. Birinci sebebin ortadan kalkması halinde sekonder depresyonun kendiliğinden çözüldüğü görülebildiği gibi, birinci hastalığın gösterdiği değişiklikle ilgisi olmaksızın kendiliğinden varolabilir veya ortadan kalkabilir.
Unipolar ve bipolar deyimleri ilk defa 1962 yılında Leonhard, Korff ve Schulz adlı üç araştırıcı tarafından teklif edilmiştir. Bir kısım hastaların zaman zaman depresif nöbetler ve zaman zaman aşırılık nöbetleri gösterdiği dikkati çekmiş ve bazı hastaların ise ya sadece depresyon veya sadece aşırılık halleri içine girdiği görülmüştü. Bir kısım araştırıcı sadece aynı türden hastalık geçirme halinin ayrı bir hastalık olduğuna ve ard arda aşırılık ve depresyon geçirme halinin ise ayrı bir hastalık olduğuna inanmaktaydı. Unipolar deyimi hernöbetli depresyon veya aşırılık olan haller için kullanılmış ve bipolar deyimi ise aynı hastada değişik sürelerde hem depresyon hem de manik nöbetlerin ortaya çıkması için kullanılmıştır.
Unipolar depresyonlar genellikle 40 yaş civarında görülür. Hısım-akraba arasında rastlanmaları ihtimali azdır. Nöbet aralıkları oldukça uzundur ve bir insanın hayatında birkaç nöbeti geçmez.
Bipolar depresyonda hem depresif hem de manik devre ortaya çıkar. Bazen çok kısa aralıklarla hasta birinden diğerine geçebilir. Başlama yaşı ortalama 25 yaş civarındadır. Bir kişi hayatında çok sayıda manik-depresif nöbet geçirebilir.
Depresyonların sınıflandırılmasında en son aşama, Amerikan Psikiyatrı Cemiyeti "APA"nın 1952 yılında başlattığı ve bugüne kadar dört kitapta topladığı bir sınıflamadır. DSM kısaltılmış ismi ile tanınan bu kitapların her biri DSM-I, DSM-II, DSM-III, DSM-IV olarak isimlendirilmiştir. DSM adı, Diagnostıc Statıs-tical Manual kelimelerinin baş harfleri alınarak yapılmıştır. IstatistikTeşhisKİ-tabı anlamındadır. Bu kitapta hastalıklar belirli gruplarda toplanırlar. Bir hastalıkta mutlaka bulunması gereken belirtiler, bulunmaması gereken belirtiler ve eşlik edecek belirtiler açık ve kesin bir şekilde ayrılmıştır. Bu sınıflamanın yapılmasında Adolf Meyer'in psikobilojik görüşlerinden önemli ölçüde istifade edilmiş, bunun yanı sıra psikiyatrik hastalıkların milletlerarası sınıflandırılması da dikkate alınmıştır. DSM sınıflamasının yapılmasında.amaçlanan faydalar, aşağıya birkaç madde halinde çıkarılmıştır:
a- Hastalığın kolay tanımlanması ve tedaviye girmede vakit kazanma.
b- Psikiyatrik hastalıkların sınıflamadaki gerçek yerlerini almaları.
c- Uygulamacı ve araştırmacı hekimler arasında ortak kavramların getirilmesi ve ortak bir dilin konuşulması.
d- Öğrencilere ve sağlıkla ilgili personele öğretim kolaylığı getirmesi.
e- Daha önce kullanılmakta olan ve ICD-9 olarak tanınan sınıflama ile bir uyum ve uygunluk sağlama arzusu.
f- Psikiyatriye her gün anlaşılmayan yeni kelime ve kavramların sokulmasını engellemek.
g- Daha yüksek anlatım gücünde kelime ve kavramların kullanılmasını yaygınlaştırmak.
h- Özellikle adli psikiyatrik olaylarda teşhislere açıklık ve kesinlik getirmek.
Bu kısa tanımlamadan sonra DSM-IM'e göre yapılmış olan bir depresyon sınıflaması görüyoruz.
DSMIII Affektif Duygusallık hastalığını üç grupta toplamaktadır.
1- Majör affektif bozukluklar.
2- Spesifik-kendine göre özellikleri olan affektif bozukluklar.
3- Atipik-başka hastalıkların beraberliğinde görülen ve belirtileri değişik olabilen depresyonlar.
1- Majör affektif bozukluklar: İki gruba ayrılmıştır, her grup da kendi arasında alt gruplara bölünmüştür.
A. Bipolar bozukluk.
a- Karışık "mixed" şekiller.
b- Manik "manic". Aşırılıkla beraber olan şekil.
c- Depresif-depresyonlu
B. Majör depresyon.
a- Bütün hayat boyu görülmüş tek depresyon nöbeti. b- Çok sayıda tekrarlayan depresyon nöbetleri.
2- Diğer spesifik affektif bozukluklar.
a- Siklotimik bozukluk. Belirli devrelerde ortaya çıkan şekil, b- Distimik şekil. Bu şekil depresif nöroz olarak da bilinmektedir.
3- Atipik affektif bozukluk. a- Atipik bipolar bozukluk, b- Atipik depresyon.
Kitabımızda gerek klasik görüşleri yansıtan, gerek modern görüşlere yer veren depresyon sınıflamalarına ait örnekler verilmiştir. Şimdi de depresyonların bir hastalık tablosu içindeki görünümlerinden bahsedelim. Bu bölümde depresyonların değişik şekilleri teferruatlı olarak anlatılacaktır. Psikotik Depresyon Kronik
Saf bir sıkıntı nörozunda aşağıya çıkarılmış olan belirtiler bulunmalıdır.
a- Motor gerginlik hali. Gerginlik, adale ağrıları, adalelerde kasılmalar, gev şeyememek, yorgunluk, göz kapaklarında oynama ve seyirmeler, huzursuzluk, kolayca uyarılabilme, gergin bir yüz ve ifade, hızlı ve sesli bir solunum.
b- Anlamsız beklentiler. Her an kötü bir şey olacağı hissi ve beklentisi, endişe, tedirginlik, sıkıntı, ağızda anlaşılmaz mırıldanmalar, bayılma ve ölme korkusu, her an kötü bir şey olacağı korkusu, aile bireylerinden herhangi birine gelecek bir kötülük veya zarar endişesi.
3- Bitkisel sinir sistemi bulguları. Terleme, kalpte hızlanma ve vuruntu, soğuk ve ıslak eller, ağız kuruluğu, baş dönmesi, boğaz kuruluğu, ses kısılması, sık sık idrara çıkma hali, midede yanma, acılık ve karışılık hissi, sıcak basması, solukluk, nabız sayısının yükselmesi.
4- Bir çeşit uyanıklık ve alarm hali. Dikkatin aşırı artması ve beden görevleri üzerinde yoğunlaşması. Buna rağmen hastanın görüş ve kavrama keskinliğinin kaybolması, uykuya geçişte ve uyumada güçlük, yorgunluk.
Bu hastalık da tıpkı panik halinde olduğu gibi fizik hastalıklar, özellikle kahveye aşırı düşkünlük ve organik zihin hastalıklarının seyrinde ortaya çıkan belirtilerle karıştırılabilir. Ancak bugün için hastalığın hazırlayıcı sebepleri iyi bilinmemektedir.
Depresif Hastalık, Depresyon Çeşitleri, Depresyon Hastalığı
Primer depresyonlar
Bu depresyonlar oluş sebepleri, ortaya koydukları belirtilerin birbirinden farklı olması, tedaviye verdikleri cevapların farklı olması ve tarihçeleri açısından birçok alt sınıflara ayrılmışlardır. Bu depresyon tipleri arasında en belirgin ve önemli olanı "endojen depresyon"dur. Bu şekil, bünyesel-biyolojık sebeplere bağlıdır. Endojen depresyon da kendi arasında dört alt gruba ayrılmıştır. Bunlar:
1- Ürkeklik, çekingenlik, toplum hayatından uzaklaşma, girişkenliğin kaybı, uyku bozukluğu ve çok erken uyanma, beslenme bozukluğuna ve iştah kaybına bağlı olarak ortaya çıkan kilo kayıpları ve şiddetli suçluluk duygulan gösteren şekil.
2-Depresyonun bu şeklinde kişinin çevresinden ve olaylardan gelen stres faktörü ile negatif bir ilişkisi olduğu ifade edilmektedir.
3- Özellikle yaşlılıkta ortaya çıkan şekildir. Yaşlılıkla beraber gelen bir seri metabolik değişikliğe bağlı olması muhtemeldir.
4- Kişilik yapısı ile ilgilidir. Doğuştan gelen bir kişilik yapısı bozukluğu veya sapmasının kişide çevresi ile uyum bozukluğu yapması sonucu ortaya çıkmış bir küskünlük ve davranış bozukluğu olarak kabul edilir.
Sekonder depresyonlar
Bu durumlarda esas hastalık başkadır. Depresyon bu esas hastalığın yanında görülen bir belirti olarak dikkati çeker. Şizofrenlerde görülen depresif haller, bir beyin sarsıntısında ortaya çıkan depresif- görünümler, bir zehirlenme halinde raslanan durgunluk halleri bu türdendir.
Sekonder depresyonlar, primer olanın aksine, beraberinde bulunduğu asıl hastalığın gidişi ile yakından ilgilidir. Birinci sebebin ortadan kalkması halinde sekonder depresyonun kendiliğinden çözüldüğü görülebildiği gibi, birinci hastalığın gösterdiği değişiklikle ilgisi olmaksızın kendiliğinden varolabilir veya ortadan kalkabilir.
Unipolar ve bipolar deyimleri ilk defa 1962 yılında Leonhard, Korff ve Schulz adlı üç araştırıcı tarafından teklif edilmiştir. Bir kısım hastaların zaman zaman depresif nöbetler ve zaman zaman aşırılık nöbetleri gösterdiği dikkati çekmiş ve bazı hastaların ise ya sadece depresyon veya sadece aşırılık halleri içine girdiği görülmüştü. Bir kısım araştırıcı sadece aynı türden hastalık geçirme halinin ayrı bir hastalık olduğuna ve ard arda aşırılık ve depresyon geçirme halinin ise ayrı bir hastalık olduğuna inanmaktaydı. Unipolar deyimi hernöbetli depresyon veya aşırılık olan haller için kullanılmış ve bipolar deyimi ise aynı hastada değişik sürelerde hem depresyon hem de manik nöbetlerin ortaya çıkması için kullanılmıştır.
Unipolar depresyonlar genellikle 40 yaş civarında görülür. Hısım-akraba arasında rastlanmaları ihtimali azdır. Nöbet aralıkları oldukça uzundur ve bir insanın hayatında birkaç nöbeti geçmez.
Bipolar depresyonda hem depresif hem de manik devre ortaya çıkar. Bazen çok kısa aralıklarla hasta birinden diğerine geçebilir. Başlama yaşı ortalama 25 yaş civarındadır. Bir kişi hayatında çok sayıda manik-depresif nöbet geçirebilir.
Depresyonların sınıflandırılmasında en son aşama, Amerikan Psikiyatrı Cemiyeti "APA"nın 1952 yılında başlattığı ve bugüne kadar dört kitapta topladığı bir sınıflamadır. DSM kısaltılmış ismi ile tanınan bu kitapların her biri DSM-I, DSM-II, DSM-III, DSM-IV olarak isimlendirilmiştir. DSM adı, Diagnostıc Statıs-tical Manual kelimelerinin baş harfleri alınarak yapılmıştır. IstatistikTeşhisKİ-tabı anlamındadır. Bu kitapta hastalıklar belirli gruplarda toplanırlar. Bir hastalıkta mutlaka bulunması gereken belirtiler, bulunmaması gereken belirtiler ve eşlik edecek belirtiler açık ve kesin bir şekilde ayrılmıştır. Bu sınıflamanın yapılmasında Adolf Meyer'in psikobilojik görüşlerinden önemli ölçüde istifade edilmiş, bunun yanı sıra psikiyatrik hastalıkların milletlerarası sınıflandırılması da dikkate alınmıştır. DSM sınıflamasının yapılmasında.amaçlanan faydalar, aşağıya birkaç madde halinde çıkarılmıştır:
a- Hastalığın kolay tanımlanması ve tedaviye girmede vakit kazanma.
b- Psikiyatrik hastalıkların sınıflamadaki gerçek yerlerini almaları.
c- Uygulamacı ve araştırmacı hekimler arasında ortak kavramların getirilmesi ve ortak bir dilin konuşulması.
d- Öğrencilere ve sağlıkla ilgili personele öğretim kolaylığı getirmesi.
e- Daha önce kullanılmakta olan ve ICD-9 olarak tanınan sınıflama ile bir uyum ve uygunluk sağlama arzusu.
f- Psikiyatriye her gün anlaşılmayan yeni kelime ve kavramların sokulmasını engellemek.
g- Daha yüksek anlatım gücünde kelime ve kavramların kullanılmasını yaygınlaştırmak.
h- Özellikle adli psikiyatrik olaylarda teşhislere açıklık ve kesinlik getirmek.
Bu kısa tanımlamadan sonra DSM-IM'e göre yapılmış olan bir depresyon sınıflaması görüyoruz.
DSMIII Affektif Duygusallık hastalığını üç grupta toplamaktadır.
1- Majör affektif bozukluklar.
2- Spesifik-kendine göre özellikleri olan affektif bozukluklar.
3- Atipik-başka hastalıkların beraberliğinde görülen ve belirtileri değişik olabilen depresyonlar.
1- Majör affektif bozukluklar: İki gruba ayrılmıştır, her grup da kendi arasında alt gruplara bölünmüştür.
A. Bipolar bozukluk.
a- Karışık "mixed" şekiller.
b- Manik "manic". Aşırılıkla beraber olan şekil.
c- Depresif-depresyonlu
B. Majör depresyon.
a- Bütün hayat boyu görülmüş tek depresyon nöbeti. b- Çok sayıda tekrarlayan depresyon nöbetleri.
2- Diğer spesifik affektif bozukluklar.
a- Siklotimik bozukluk. Belirli devrelerde ortaya çıkan şekil, b- Distimik şekil. Bu şekil depresif nöroz olarak da bilinmektedir.
3- Atipik affektif bozukluk. a- Atipik bipolar bozukluk, b- Atipik depresyon.
Kitabımızda gerek klasik görüşleri yansıtan, gerek modern görüşlere yer veren depresyon sınıflamalarına ait örnekler verilmiştir. Şimdi de depresyonların bir hastalık tablosu içindeki görünümlerinden bahsedelim. Bu bölümde depresyonların değişik şekilleri teferruatlı olarak anlatılacaktır. Psikotik Depresyon Kronik
Saf bir sıkıntı nörozunda aşağıya çıkarılmış olan belirtiler bulunmalıdır.
a- Motor gerginlik hali. Gerginlik, adale ağrıları, adalelerde kasılmalar, gev şeyememek, yorgunluk, göz kapaklarında oynama ve seyirmeler, huzursuzluk, kolayca uyarılabilme, gergin bir yüz ve ifade, hızlı ve sesli bir solunum.
b- Anlamsız beklentiler. Her an kötü bir şey olacağı hissi ve beklentisi, endişe, tedirginlik, sıkıntı, ağızda anlaşılmaz mırıldanmalar, bayılma ve ölme korkusu, her an kötü bir şey olacağı korkusu, aile bireylerinden herhangi birine gelecek bir kötülük veya zarar endişesi.
3- Bitkisel sinir sistemi bulguları. Terleme, kalpte hızlanma ve vuruntu, soğuk ve ıslak eller, ağız kuruluğu, baş dönmesi, boğaz kuruluğu, ses kısılması, sık sık idrara çıkma hali, midede yanma, acılık ve karışılık hissi, sıcak basması, solukluk, nabız sayısının yükselmesi.
4- Bir çeşit uyanıklık ve alarm hali. Dikkatin aşırı artması ve beden görevleri üzerinde yoğunlaşması. Buna rağmen hastanın görüş ve kavrama keskinliğinin kaybolması, uykuya geçişte ve uyumada güçlük, yorgunluk.
Bu hastalık da tıpkı panik halinde olduğu gibi fizik hastalıklar, özellikle kahveye aşırı düşkünlük ve organik zihin hastalıklarının seyrinde ortaya çıkan belirtilerle karıştırılabilir. Ancak bugün için hastalığın hazırlayıcı sebepleri iyi bilinmemektedir.
Zuhrevi Hastaliklar Deri ve Zuhrevi Hastalik
Zührevi Hastalıklar, Zührevi Hastalıkları Hakkında Bilgiler
Zührevi hastalıklar bulaşıcıdır ve cinsel birleşme sonucu insandan insana geçer. Başlıca zührevi hastaıklar belsoğukluğu (gonore), frengi (sifilis) ve yumuşak şankrdır (şankroid).
Hastalığın zührevi olmasının nedeni, hastalığın etkeni olan organizmaların üreme organlarının hazırladığı ortamın dışında yaşayamamasıdır. Sifilis ve gonore iki ayrı özellik gösterir. Sifilis vücudun tüm bölgelerine yayılma özelliği gösterirken, gonore yalnızca yerelleşir.
Her iki hastalığın da teşhisi oldukça kolaydır. Ne var ki, kadınlarda oluşan zührevi hastalıkların teşhisi oldukça güçtür ve çoğu kez kadınların bulaştırıcı özelliği daha yüksektir. Sifilisin varlığı hem kişi hem de gelecek nesil için çok önemlidir. Gonore önemsiz sayılmakla birlikte ilerlemiş vakaların etkin zararları görülebilir. Her iki hastalığın tedavisi çok basit ve kolaydır. Modern dünyamızda gençlere cinsel bilgiler verilerek hastalığın yaygınlaşması büyük ölçüde önlenebilmiştir.
Zührevi hastalıklar bulaşıcıdır ve cinsel birleşme sonucu insandan insana geçer. Başlıca zührevi hastaıklar belsoğukluğu (gonore), frengi (sifilis) ve yumuşak şankrdır (şankroid).
Hastalığın zührevi olmasının nedeni, hastalığın etkeni olan organizmaların üreme organlarının hazırladığı ortamın dışında yaşayamamasıdır. Sifilis ve gonore iki ayrı özellik gösterir. Sifilis vücudun tüm bölgelerine yayılma özelliği gösterirken, gonore yalnızca yerelleşir.
Her iki hastalığın da teşhisi oldukça kolaydır. Ne var ki, kadınlarda oluşan zührevi hastalıkların teşhisi oldukça güçtür ve çoğu kez kadınların bulaştırıcı özelliği daha yüksektir. Sifilisin varlığı hem kişi hem de gelecek nesil için çok önemlidir. Gonore önemsiz sayılmakla birlikte ilerlemiş vakaların etkin zararları görülebilir. Her iki hastalığın tedavisi çok basit ve kolaydır. Modern dünyamızda gençlere cinsel bilgiler verilerek hastalığın yaygınlaşması büyük ölçüde önlenebilmiştir.
Frengi Nedir Sifilis Hastaligi Etkeni Bakteri
Frengi Nedir Sifilis Hastaligi
Frengi çeşitli dönemlerde değişik belirtiler gösteren ya da yıllarca gizli kalabilen bulaşıcı bir hastalıktır. Frenginin etkeni olan spiroket, Treponema pallidum olarak tanınır. Hastalık teşhisi kan tahlili ve yara oluşumunda akıntının mikroskopik muayenesi ile belirlenir. Genellikle insandan insana cinsel birleşim sonucu bulaşır.
Kuluçka devresi: 3 hafta.
Frengi Hastalığının Belirtileri: Mikroplu bölgede, yani dış üreme organları, dudak, parmak gibi yerlerde şankr diye tanımlanan sert yara ile başlar.
Frengi Süreci, Frengi Nasıl Bulaşır
Frenginin seyri üç evrede incelenir: Birinci evre hastalığın kuluçka devresinden sonra başlar. Mikroplu bölgede görülen sert yaralar oluşur ve ilgili bölgede bulunan lenf bezleri şişer. Yaralarda ve şişmiş lenf bezlerinde ağrı yoktur. İkinci evre şankr belirmesinden yaklaşık dört hafta sonra başlar. Bu evrede tüm vücutta, ayak tabanlarında, avuçlarda, alında bakırımsı renkli ve bir iki hafta içinde oluşan döküntüler belirir. Ağızda ve boğazda sümüklüböceğin geçtikten sonra bıraktığı izleri andırır yaralar oluşur. Boğazda bu kez ağrı vardır. Bu belirtiler bir süre sonra kaybolup tekrar ortaya çıkabilir. Kan tahlili kesinlikle pozitif sonuçlar verir. Hastalık üçüncü evrede bulaşıcılık niteliğini kaybeder. Üçüncü evrenin en tipik özelliği yumruların (granülasyon doku, granülom) oluşmasıdır. Yumruların en sık görüldüğü bölge aorttur. Yumru oluşumu sonucu aort iltihabı, aort kapağı bozukluğu, kalp atardamarlarının ağızlarında daralma ve damar çeperlerinde keseciklerin oluşumu gibi yan etkiler görülür. Ayrıca, beyin zarında da yumrular oluşabilir. Merkez sinir sisteminin en tipik frengi belirtisi erken bunama, menenjit, motor sinirlerinin uyumsuzluğu, omurilik büzülmesi sonucu genel felç (Erb hastalığı), beyin ya da omurilikte yumru oluşumu, görme bozukluğu, sağırlık, frengi sarası, sinir sistemi frengisi ve beyin zarı frengisidir.
Frengi Tedavisi
Sifilis, yani frengi tüm vücuda yayıldığı için bazı hastalıkları taklit edebilir. Bu nedenle kesin teşhisin yapılması gerekmektedir. Hastalığın tedavisi için en etkin ilaç penisilindir. Penisiline duyarlı olan hastalara organik arsenik ve bizmut bileşikleri kullanılır. Genellikle, frengi tedavisi belirtilere göre uygulanmalıdır. Uygulanacak penisilin tedavisinin dozu hastalığın evresine ve seyrine göre değişim gösterir.
Frengi (Sifiliz) Korunma Yolları
Herhangi bir başka zührevi hastalık geçiren kişide mutlaka frengi aranmalıdır. Çünkü hastalık pek fark edilmeden gizlice sürme eğilimindedir. Frengili olan kişilerle cinsel birleşimden kesinlikle kaçınılmalıdır. 60 yaşını aşkın ya da 30 yıldan aşırı bir süre gizli frengisi olan kişilerle; üremi, ağır kalp yetmezliği bulunan ve ameliyat edilemeyen kanserli hastalara hiçbir tedavi uygulanamaz.
Frengi çeşitli dönemlerde değişik belirtiler gösteren ya da yıllarca gizli kalabilen bulaşıcı bir hastalıktır. Frenginin etkeni olan spiroket, Treponema pallidum olarak tanınır. Hastalık teşhisi kan tahlili ve yara oluşumunda akıntının mikroskopik muayenesi ile belirlenir. Genellikle insandan insana cinsel birleşim sonucu bulaşır.
Kuluçka devresi: 3 hafta.
Frengi Hastalığının Belirtileri: Mikroplu bölgede, yani dış üreme organları, dudak, parmak gibi yerlerde şankr diye tanımlanan sert yara ile başlar.
Frengi Süreci, Frengi Nasıl Bulaşır
Frenginin seyri üç evrede incelenir: Birinci evre hastalığın kuluçka devresinden sonra başlar. Mikroplu bölgede görülen sert yaralar oluşur ve ilgili bölgede bulunan lenf bezleri şişer. Yaralarda ve şişmiş lenf bezlerinde ağrı yoktur. İkinci evre şankr belirmesinden yaklaşık dört hafta sonra başlar. Bu evrede tüm vücutta, ayak tabanlarında, avuçlarda, alında bakırımsı renkli ve bir iki hafta içinde oluşan döküntüler belirir. Ağızda ve boğazda sümüklüböceğin geçtikten sonra bıraktığı izleri andırır yaralar oluşur. Boğazda bu kez ağrı vardır. Bu belirtiler bir süre sonra kaybolup tekrar ortaya çıkabilir. Kan tahlili kesinlikle pozitif sonuçlar verir. Hastalık üçüncü evrede bulaşıcılık niteliğini kaybeder. Üçüncü evrenin en tipik özelliği yumruların (granülasyon doku, granülom) oluşmasıdır. Yumruların en sık görüldüğü bölge aorttur. Yumru oluşumu sonucu aort iltihabı, aort kapağı bozukluğu, kalp atardamarlarının ağızlarında daralma ve damar çeperlerinde keseciklerin oluşumu gibi yan etkiler görülür. Ayrıca, beyin zarında da yumrular oluşabilir. Merkez sinir sisteminin en tipik frengi belirtisi erken bunama, menenjit, motor sinirlerinin uyumsuzluğu, omurilik büzülmesi sonucu genel felç (Erb hastalığı), beyin ya da omurilikte yumru oluşumu, görme bozukluğu, sağırlık, frengi sarası, sinir sistemi frengisi ve beyin zarı frengisidir.
Frengi Tedavisi
Sifilis, yani frengi tüm vücuda yayıldığı için bazı hastalıkları taklit edebilir. Bu nedenle kesin teşhisin yapılması gerekmektedir. Hastalığın tedavisi için en etkin ilaç penisilindir. Penisiline duyarlı olan hastalara organik arsenik ve bizmut bileşikleri kullanılır. Genellikle, frengi tedavisi belirtilere göre uygulanmalıdır. Uygulanacak penisilin tedavisinin dozu hastalığın evresine ve seyrine göre değişim gösterir.
Frengi (Sifiliz) Korunma Yolları
Herhangi bir başka zührevi hastalık geçiren kişide mutlaka frengi aranmalıdır. Çünkü hastalık pek fark edilmeden gizlice sürme eğilimindedir. Frengili olan kişilerle cinsel birleşimden kesinlikle kaçınılmalıdır. 60 yaşını aşkın ya da 30 yıldan aşırı bir süre gizli frengisi olan kişilerle; üremi, ağır kalp yetmezliği bulunan ve ameliyat edilemeyen kanserli hastalara hiçbir tedavi uygulanamaz.
Konjenital Frengi Kalp Damar Frengisi
Kalp ve Kalp Damarları Frengisi
Kalp kası, kalp damarları, aort kapakçıklarında ve aortta oluşan frengili bölgeler tedavi edilemez, ancak uygulanacak tedaviyle yeni bölgelerin oluşumu önlenebilir. Kan hücumu nedeniyle oluşan kalp yetmezliği göstergeleri bulunan kalp damarları frengisi vakalarında, frengi tedavisinden önce mutlaka bu yetersizlik giderilmelidir.
Belirtiler: Aort yetmezliği, kalp damarları yetmezliği ve aort çeperlerinde kese oluşumu.
Tedavisi: Çok dikkatli bir tedavinin uygulanması gereklidir ve mutlaka bir hastanede yapılmalıdır. Yatak istirahati verilmeli, hastalığa özgü frengi tedavisi uygulanmalı ve büyük aort çeperlerindeki kesecik oluşumları frengi tedavisinden sonra ameliyatla ortadan kaldırılmalıdır.
Doğmalık (konjenital Hastalıklar) Frengi
Önceleri frengi geçirmiş gebe bir kadın mutlaka frengi testlerinden geçirilmelidir. Genellikle gebeliğin son yarısında fetüse de geçebilen frengi, doğuşta var olan belirtiler hafif olduğundan hastalığın varlığı genellikle görmeyi engelleyen interstisyel keratit halinde ortaya çıkar. Eğer eskiden frengi geçirmiş gebe bir kadına penisilin kürü uygulanacak olursa, fetüse bulaşabilecek spiroketler temizlenir ve bebek hastalıksız doğar. Eğer doğumdan sonra bebekte frengi teşhis edilirse, frengi tedavisi yanında ateş tedavisi de gereklidir. Her ne olursa olsun eskiden frengi geçirmiş olan bir kadının doğurması halinde doğumdan üç ay sonra bebekte frengi bulunup bulunmadığının saptanması için kan tahlillerinin uygulanması mutlaka gereklidir.
Kalp kası, kalp damarları, aort kapakçıklarında ve aortta oluşan frengili bölgeler tedavi edilemez, ancak uygulanacak tedaviyle yeni bölgelerin oluşumu önlenebilir. Kan hücumu nedeniyle oluşan kalp yetmezliği göstergeleri bulunan kalp damarları frengisi vakalarında, frengi tedavisinden önce mutlaka bu yetersizlik giderilmelidir.
Belirtiler: Aort yetmezliği, kalp damarları yetmezliği ve aort çeperlerinde kese oluşumu.
Tedavisi: Çok dikkatli bir tedavinin uygulanması gereklidir ve mutlaka bir hastanede yapılmalıdır. Yatak istirahati verilmeli, hastalığa özgü frengi tedavisi uygulanmalı ve büyük aort çeperlerindeki kesecik oluşumları frengi tedavisinden sonra ameliyatla ortadan kaldırılmalıdır.
Doğmalık (konjenital Hastalıklar) Frengi
Önceleri frengi geçirmiş gebe bir kadın mutlaka frengi testlerinden geçirilmelidir. Genellikle gebeliğin son yarısında fetüse de geçebilen frengi, doğuşta var olan belirtiler hafif olduğundan hastalığın varlığı genellikle görmeyi engelleyen interstisyel keratit halinde ortaya çıkar. Eğer eskiden frengi geçirmiş gebe bir kadına penisilin kürü uygulanacak olursa, fetüse bulaşabilecek spiroketler temizlenir ve bebek hastalıksız doğar. Eğer doğumdan sonra bebekte frengi teşhis edilirse, frengi tedavisi yanında ateş tedavisi de gereklidir. Her ne olursa olsun eskiden frengi geçirmiş olan bir kadının doğurması halinde doğumdan üç ay sonra bebekte frengi bulunup bulunmadığının saptanması için kan tahlillerinin uygulanması mutlaka gereklidir.
Yumusak Sankr Sankroid Hastaligi Nedir
Yumusak Sankr Sankroid Hastaligi Nedir
Genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde rastlanan akut bir zührevi hastalıktır. Nedeni Hemophilus ducreyi adı verilen bir basildir.
Kuluçka devresi: 5 gün.
Yumuşak Şankr Belirtileri: Dış üreme organlarında süratle iltihaplanıp yara biçimini alan bir sivilcenin belirmesiyle ortaya çıkar.
Süreci: Oluşan sivilce frengi şankrının tersine oldukça yumuşaktır ve kötü kokulu bol miktarda akıntılıdır. Kasık lenf bezlerinde şişlik ve ağrı başlar. Ağır vakalarda şankr patlar ve akıntılı bir yara oluşur. Eğer tedavi edilmezse, ağrılar artar ve üretim organlarının derileri soyulmaya başlar.
Tedavisi: Hastalığın başlangıcında sülfadiazin ya da spreptomisin tedavisi uygulanır. Her iki ilaç da frengide etkisiz olduğundan hem hastalık tedavi edilmiş hem de frengi olup olmadığı saptanmış olur. Penisilin frengiye yararsız olduğundan frenginin gizli kalmasına neden olur. Bunun için de kesinlikle frengi bulunmadığı saptanmadıkça penisilin kullanılmamalıdır.
Lenfogranülomatoz inguinalis: Zührevi bir hastalıktır ve etkeni, virüsü andıran bir organizmadır.
Belirtileri: Kasıktaki lenf bezlerinin şişmesidir. Seyri: Rektum iltihabı yan etki olarak görülebilir. Ayrıca, perine ve rektumda büzülmeler olabilir.
Tedavi: Sülfamit ve antibiyotik tedavisi uygulanır. İltihaplı düğümler kurutulmalıdır. Rektum darlıkları için cerrahi müdahale gerekli olabilir.
Korunma: Korunma için hiçbir seçenek yoktur.
Genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde rastlanan akut bir zührevi hastalıktır. Nedeni Hemophilus ducreyi adı verilen bir basildir.
Kuluçka devresi: 5 gün.
Yumuşak Şankr Belirtileri: Dış üreme organlarında süratle iltihaplanıp yara biçimini alan bir sivilcenin belirmesiyle ortaya çıkar.
Süreci: Oluşan sivilce frengi şankrının tersine oldukça yumuşaktır ve kötü kokulu bol miktarda akıntılıdır. Kasık lenf bezlerinde şişlik ve ağrı başlar. Ağır vakalarda şankr patlar ve akıntılı bir yara oluşur. Eğer tedavi edilmezse, ağrılar artar ve üretim organlarının derileri soyulmaya başlar.
Tedavisi: Hastalığın başlangıcında sülfadiazin ya da spreptomisin tedavisi uygulanır. Her iki ilaç da frengide etkisiz olduğundan hem hastalık tedavi edilmiş hem de frengi olup olmadığı saptanmış olur. Penisilin frengiye yararsız olduğundan frenginin gizli kalmasına neden olur. Bunun için de kesinlikle frengi bulunmadığı saptanmadıkça penisilin kullanılmamalıdır.
Lenfogranülomatoz inguinalis: Zührevi bir hastalıktır ve etkeni, virüsü andıran bir organizmadır.
Belirtileri: Kasıktaki lenf bezlerinin şişmesidir. Seyri: Rektum iltihabı yan etki olarak görülebilir. Ayrıca, perine ve rektumda büzülmeler olabilir.
Tedavi: Sülfamit ve antibiyotik tedavisi uygulanır. İltihaplı düğümler kurutulmalıdır. Rektum darlıkları için cerrahi müdahale gerekli olabilir.
Korunma: Korunma için hiçbir seçenek yoktur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)