27 Nisan 2010 Salı

SOĞAN FAYDASI NEDIR ?


Soğan antibakteriyel etki sağlar ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler taşır.

FINDIK FAYDASI NEDİR ?


Fındık Metabolizmayı düzenler. İştah açıcıdır. Kemiklerin ve dişlerin yapımında ihtiyaç duyulan kalsiyumu karşılar.

DOMATES FAYDALARI


Domates içerisinde bulunan likopen maddesi sayesinde, sık sık tüketildiğinde yaşlanmayı engeller. Güneşin altında bile domatesin gergin durmasını sağlayan madde likopendir.

KIRMIZI BİBER FAYDASI ?


Kırmızı Biber Zayıflamaya yardımcı olur. İltihap sökücü özelliği vardır.

LİMON NEYE İYİ GELIR ?


Limon C vitamini hazinesidir. Antioksidandır. Algılama yeteneğini artırır. Sindirimi kolaylaştırır.

KİRAZ FAYDASI ?


Kiraz idrar söktürücüdür. Antibiyotik etkisi vardır. Kan akışını kolaylaştırır. Zayıflamaya yardımcı olur.6 / 23

ANANAS NEYE İYİ GELIR ?


Ananas pürüzsüz bir cilt için gerekli bütün vitamin ve mineralleri içerir. Yoğun bir protein deposudur. Zayıflamayı hızlandırır.

MISIR FAYDASI ?

Mısır tam bir vitamin deposudur.B1 vitamini, patotonik asit B5 vitamini, folat, niasin B3 Vitamin ve C vitaminini de bol miktarda içermektedir. Mısır ayrıca diyetsel liflerin, fosfor ve magnezyum minerallerinin iyi bir kaynağıdır.

ELMA NEYE İYİDİR ?

Elma Pektin Maddesi Barındırır. Bu madde Kanser hücrelerini öldürüen ve vücutta ilerlemesini durduran bir kaynaktır. Ayrıca C vitamini kaynağıdır. Güçlü bir Antioksidandır.

Brokoli NEYE İYİ GELIR ?


Brokoli iyi bir kalsiyum deposudur. Ayrica Potasyum, Folik asit ve Lif kaynağıdır. Kalp Hastalığı ve kronik hastalıkları önler.

GEBELİKTE BESLENME

Gebelik döneminde sağlıklı beslenme ve diyet.

Gebelikte gereksiz kalori alınmamalıdır. Şekerli yiyecek ve içeceklerden, yağlı gıdalardan, kızartmalardan ve aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır. Gebeler patates kızartması, turşu, mayonez, ketçap, çiğ etten yapılan gıdalardan uzak durmalı, mümkünse dışarıda et tüketmemeli, evde pişen etli yemeklerden yemeli ve zeytinyağlı yemekleri tercih etmelidir. Gebeler aşırı tuzlu yememeli, özellikle son aylarda aşırı tuz tüketimi ile vücutta ödem artabilir, bu durumda gebede şişkinlik, rahatsızlık hissi olabilir, tansiyon yükselebilir ve gebelik zehirlenmesi denilen preeklampsi, eklampsi gibi hastalıklar gelişebilir.

Günümüzde gebelerin eline çeşitli diyetler verilmekte ve o doğrultuda beslenmeye zorlanmaktadır. Gebelerde bazı belirli hastalıklar ve durumlar dışında bu tür diyet programlarının hiçbirinin bilimsel geçerliliği yoktur. Temel beslenme şekli tamamen doğal olmalıdır. Sebze, meyve, et, yağ diyetin temelini oluştururken, şeker içeriği yüksek olan gıdalar ise vücuda oldukça zararlıdır. Gebelikte diyet, hastayı takip eden doktorun önerileri doğrultusunda hastanın durumuna uygun olarak diyetisyenler tarafından özel olarak hazırlanmalıdır. Gebelik boyunca düzenli ve dengeli beslenme ile gebenin ihtiyacı olan tüm vitaminler alınabilir. Gebelikte dengeli bir şekilde beslenildiği taktirde, bazı özel dönemler ve durumlar haricinde vitamin kullanılması gereksizdir. Anne adayları kilo alırım endişesi ile düzensiz beslenip vitamin alarak açığı kapatacağını düşünüyorsa vücudun ihtiyacı olan besinlerin tam karşılanmayacağından emin olmalıdır.

Gebelerin ilk aylarında tüm doktorlar ''toxoplazma'' testinin yapılmasını ister. Toxoplazma paraziti ile gebe kalmadan önce karşılaşma olasılığı yüksektir. Toxoplazma enfeksiyonu ilk defa gebelikte geçiriliyorsa fetüste sakatlıklar gelişebilir. Bunu anlamak için gebenin toxoplazma testi mutlaka yapılmalıdır. Eğer bu parazit ile önceden hiç karşılaşmamış ise gebeye özellikle çiğ et tüketmemesi, sebze ve meyveleri çok iyi yıkaması önerilmelidir. Toxoplazma kedilerin taşıdığı bir parazit olduğu için mümkünse evde kedi bulundurulmamalıdır. Eğer evde kedi varsa veteriner kontrolünde olmalı, aşısı düzenli yapılmalı ve kedilere de çiğ et verilmemelidir.

Özellikle gebeliğin ilk üç ayında en fazla sabahları uyanınca olan bulantı ve kusmaların önüne geçmek için katı, kuru ve yağsız gıdalar tercih edilmelidir. Bunun için yataktan kalkmadan on dakika önce yağsız peynir, grissini, leblebi, bisküvi, patates haşlama, çeşitli tuzlu krakerler yenilebilir. Bu dönemde az az ve sık sık yenmelidir. Bulantı ve kusma nedeni ile ilk aylar kilo kaybettiğinde gebe endişelenmemelidir.

Gebelikte Öğün Sayısı

Gebeler az az ve sık aralıklarla günde altı öğün yemek yemelidir. Bu tarz beslenme ile midede aşırı şişkinlik mide yanması gibi şikayetler azalacaktır. Günde altı öğün beslenme, gebeliğin ilk trimesterinde olan bulantı ve kusmaların önlenmesinde, gebeliğin son trimesterinde görülen mide yanması ve şişkinlik şikayetlerinin azalmasında çok etkilidir. Gebelikte özellikle son aylarda mide asidinin mideden yemek borusuna kaçması nedeniyle mide yanması şikayetleri oldukça fazladır.

Gebeler ''iki canlı'' olduğu için aşırı beslenmesi gerekmez. Gebe olmayan kadınlara göre günde almaları gereken kaloriye ek olarak ayrıca gebeler günde 300 kalori daha fazla almalıdır, bu ise öğünlerde birkaç kaşık fazla yemek anlamına gelir. Ara öğünlerde sağlıklı gıdalar tüketmek önemlidir. Ara öğünlerde vitamin açısından zengin olan meyveler, lif açısından zengin olan krakerler ve kalsiyum açısından zengin yoğurt gibi besinler tüketmek daha faydalı olur.

Gebelikte Alınması Gereken Besin Öğeleri

Et, Yumurta, Baklagiller;

Protein ve demir ihtiyacını karşılar. Beyin, kas, kemik, diş gelişimi ve kan yapımını sağlar.

Süt ve Süt Ürünleri;

Protein ve kalsiyum kaynağıdır. Kemik, diş gelişimi ve büyümede görevlidir.

Sebze ve Meyveler;

Vitamin ve mineral kaynağıdır.

Tahıllar;

B grubu vitaminler ve kalori sağlar.

Yağ Ve Şeker;

Sadece enerji açığını kapatır
.

Doğal yetişen hormonlu olmayan sebze ve meyveler, soğuksu balıkları, küçükbaş hayvanların etleri, doğal bal insan bünyesine uygun olan besin maddeleridir.

Gebelikte Kilo Artışı

Gebelik diyet yapma zamanı değildir. Gebeler kilolu bile olsa kalori kısıtlamasına gidilmez fakat yüksek kalorili yiyecekleri fazlaca tüketmesine engel olarak ilk üç ayda toplam 1 kilogram, ikinci üç ayda her ay 1 kg olmak üzere toplam üç kilogram, üçüncü üç ayda ise her ay 2 kg olmak üzere toplam 6 kilogram alarak, tüm gebelik boyunca toplam 10 kg alması sağlanmalıdır. Gebelik süresinde 16 kg'dan fazla kilo artışı olmamalıdır. Yetersiz ve dengesiz beslenen çok zayıf gebelerde erken doğum, ölü doğum, düşük ağırlıklı bebek, gebede kansızlık, diş çürümesi, kemik kaybı, ödem, preeklampsi gibi durumlar ile karşılaşılır. Çok aşırı kilo alanlarda ise hipertansiyon, gebeliğe bağlı diabet, zor doğuma bağlı problemler ortaya çıkabilir.

Gebelik boyunca önerilen kilo artışı 11-13 kg'dır. Bunun ortalama 5 kilosu bebeğe ve plasenta amnion sıvısına aittir. Geri kalan 6 kg ise anneye aittir.

Gebelikte ortalama 12 kg. alındığı düşünülürse bu kiloların dağılımı şöyledir:

Bebek: 3500g, plasenta: 600g. amnion sıvısı: 800 g, uterusun ağırlığı: 1000 g, kan hacminde artış: 1250 g, dokularda su tutulumu: 1250 g, annede meme dokusu artışı: 400 g, annede yağ dokusu artışı: 3200 g.

Bebeğin doğumuyla birlikte toplam altı kilogram kaybedilir, su kaybı da ilave edilirse doğumdan hemen sonra sekiz kilogram kaybedilir. Gerisi annede kilo olarak kalır. Emzirme döneminde sütün kalitesinin bozulmaması için diyet yapılmamalıdır. Ancak ek gıdaların verildiği altıncı aydan sonra egzersiz ve diyet yapılması uygundur.

Karbonhidratlar

Gebelikte yeterli miktarda karbonhidrat alınmalıdır. Aşırı kilo almamak için karbonhidratlar tamamen asla kesilmemelidir. Aksi halde vücut enerji sağlamak için protein ve yağları yakar. Bu durumda beyin ve sinir sistemi gelişimi için gerekli protein olmaz, yağlar yakılınca da ketonlar (asit) ortaya çıkar. Ketonlar da bebeğin asit baz dengesini bozarak beyin gelişimini olumsuz etkiler. Karbonhidratlar aşırı tüketilir ise bebeğe bir yararı olmadığı gibi annenin aşırı kilo almasına zemin hazırlar. Ekmek ve tahıllar karbonhidrattan zengin gıdalar olduğundan vücuda enerji verir, ayrıca bu gıdalarda B vitamini, demir ve folik asit bol miktarda bulunur. Pilav, makarna gibi gıdaları üç kaşıktan fazla tüketmemek ve günde en fazla üç dilim ekmek yemek uygundur. Konserve, tatlandırıcı ve hazır gıdaları tercih edilmemelidir. Şekerli ve aşırı yağlı yiyecekler ise kalorileri yüksek fakat besleyici özellikleri düşük gıdalar olduğundan gebeye ve bebeğine fazla faydası olmayan besin maddeleridir.

Proteinler

Proteinler hayvansal ve bitkisel proteinler olmak üzere iki grupta toplanır. Bu proteinler eşit olarak tüketilmelidir. Protein gereksinimi et, balık, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve kuru baklagiller (kuru fasulye, barbunya, mercimek, v.s.), gibi besinlerden karşılanabilir. Kırmızı et yağsız olmalıdır. Etler mutlaka iyi pişirilmeli ve çiğ olarak tüketilmemelidir. Balık taze ve iyi pişmiş olmalıdır. Balıkta bulunan omega 3 ve omega 6 bebeğin zeka gelişimini de olumlu yönde etkiler.

Kırmızı et, tavuk, fındık, bezelye, baklagiller fetüsün immün sisteminin güçlenmesini sağlar ve çinko bakımından da zengin gıdalardır. Toxoplazmadan korunmak için etler çiğ yenmemeli ve çok iyi pişirilmelidir. Etten yapılan ürünler olan çiğ köfte, salam, sosis, sucuk da çok iyi pişmiş olmalıdır. Kedi ve köpek gibi hayvanlar sıkı veteriner denetimi altında değilse ve çiğ et yiyorsa toxoplazma için risk teşkil ettiğinden uzak durulmalıdır.

Yağlar

Yağlar vücut için en önemli besin maddesidir. Gıdaların bağırsaktan emilmesini sağlayıp vücuda enerji verir. Vücutta üretilmeyen omega-3 ve omega-6 gibi yağlar besinlerden temin edilmelidir. Gebeler yemeklerinde her zaman bitkisel yağları tercih etmelidir. Gebelik süresince gereğinden fazla yağlı et, tereyağı tüketmek aşırı kiloya neden olur.

Demir

Gebelerde demir eksikliği halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, devamlı uyuma isteği şeklinde belirti verir. Gebeliğin erken döneminde kansızlık olması bebeğin gelişememesi, düşük, ölü doğum gibi durumlara zemin hazırlar.

Gebelikte kan hacmi artacağı için demire ihtiyaç vardır. Eğer gebeler yeterli demir alamazsa bebek annenin depo demirini kullanarak anne adayında demir eksikliği ortaya çıkacaktır. Demirden zengin gıdalar olan yağsız kırmızı et, ton balığı, karaciğer, sakatatlar, üzüm, taze sıkılmış meyve suları gibi besinler tercih edilmelidir. Pekmez, kuru üzüm, yumurta, kırmızı et ve baklagiller fazla demir ihtiva eder. Protein aynı zamanda demir kaynağıdır. Gebeler bu besinleri tüketirken beraberinde C vitamininden zengin gıdalar alırlarsa bağırsaklardan demir emilimi artar. Demir süt ile birlikte alınmamalıdır. Süt, demir emilimini azaltır. Gebelikte ihtiyaç duyulan demirin karşılanabilmesi için gerekli besin çeşitleri tüketilirse fazla kalori içerir. Bu nedenle genellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren demir eksikliğine bağlı anemi gelişebileceği için genellikle dördüncü aydan sonra folik asitli demir preparatları verilmelidir. Eğer gebeler anemik (kansız) ise demir preparatları gebeliğin başından itibaren de verilebilir. Alınan demir aynı zamanda bebeğin demir depolarının oluşmasında da önemli bir rol oynar. Demirin dozu gebenin kan değerine göre, ikiz ya da çoğul gebelik sayısına göre ayarlanır. Kan değeri düşük ve çoğul gebeliği olan gebeye daha yüksek dozda demir verilmelidir.

Demir hapı yutamayan gebelere sıvı haldeki demir solüsyonları ya da damar içi ve kas içi yolu ile uygulanan demir ilaçları verilebilir. Çok gerekli durumlarda kan transfüzyonu da yapılabilir. Demir almasına rağmen anemisi devam eden gebelerde barsak emilim bozukluğu gibi durumlar araştırılmalı ve hematoloji bölümüne gönderilmelidir.

Folik Asit

Folik asit eksikliğine bağlı olarak gebelerde ''nöral tüp defekti'' adı verilen bebeğin merkezi sinir sisteminde anomalilere (anensefali, spinabifida, hidrosefali) neden olan durumlar ortaya çıkabilir. Folik asit vücutta depolanmaz ve gebelikte normalden daha fazla folik asit gereksinimi ortaya çıkar. Gebelikte ilk trimester boyunca folik asit takviyesi, fetüsün merkezi sinir siteminde anomali olması ihtimalini engeller Daha önceden ''nöral tüp defekti'' tanısı ile anomalili doğum yapan kadınlar, tekrar gebelik planladıklarında, gebe kalmadan üç ay önceden günde 0,4 mg folik asit almaları ve gebeliğin ilk on haftası boyunca da folik asite devam etmeleri önerilir. Daha sonraki gebelik haftalarında ise multivitamin içinde mevcut olan folik asit yeterlidir. Folik asit en fazla kepekli ekmek, fındık, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, badem, baklagiller gibi besinlerde bulunur.

C Vitamini

C vitamini bağışıklık sisteminin güçlenmesinde, metabolizmada pek çok biyokimyasal tepkimenin oluşmasında ve demirin bağırsaklardan emilmesinde çok gerekli bir vitamindir.

Gebeler düzenli beslendiği takdirde hap şeklinde C vitamini alması gerekli değildir. C vitamini vücutta depolanmaz, fazla alındığı takdirde vücuttan atılır. C vitamini en çok portakal, limon, domates, greyfurt, lahana, kırmızı ve yeşil biber gibi besinlerde bulunur. Bu besinler iyi yıkanmış ve çiğ olarak tüketilmelidir. Pişirilen ve uzun süre saklanan besinlerde C vitamini kaybolur.

Süt ve Süt Ürünleri

Kalsiyum kaybını yerine koymak için günde 1-2 bardak süt içilmeli, süt içemiyorsanız yoğurt, peynir, ayran, çökelek gibi pastörize süt ürünleri tüketilmelidir.

Laktoz intoleransı nedeniyle süt içemeyenler bunun yerine peynir ya da yoğurt yiyebilirler.

Süt içemeyen, süt şekeri laktoza karşı intoleransı gösteren gebeler laktazlı süt içmelidir. Laktazlı süt, içindeki laktozu parçalayarak sütün besleyici özelliğini değiştirmediğinden laktoz intoleransı olan gebeler için faydalı bir besin maddesi haline dönüşür.

Süt içemeyen gebeler kalsiyum ihtiyacını süt ürünlerinden (peynir, yoğurt) karşılayabilir.

Meyveler

Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Beynin oksijen dışında tek enerji kaynağı glikozdur. Meyveler yemekten üç saat sonra veya yemekten yarım saat önce tüketilmelidir. Mide dolu iken yenen meyvenin besin değeri kaybolur ve sindirimi zorlaştırır. Diğer besinlerle alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir.

Multivitaminler

Dünya Sağlık Örgütü tarafından her gebe kadına demir, folik asit ve kalsiyum takviyesi önerilmektedir. Bunun yanı sıra yeterli ve dengeli beslenemeyen, yaşı çok küçük ya da ileri olan bünyesi zayıf gebeler mutlaka gebeye özgü düzenlenmiş multivitamin almalıdır.

Gebeler için hazırlanan özel formüllü vitaminlerin kullanılması ve absorbsiyonu kolaylaştırdığı için tok karnına alınması daha faydalı olur. İlk üç ayda bulantı ve kusma nedeniyle yeterli besin maddelerini alamayan, giderek kilo kaybeden gebelere, mutlaka vitamin takviyesi yapılmalıdır (düzenli beslenmeye ek olarak).

Gebelikte Sıvı Alımı

Canlı organizmada en önemli yapı maddesi sudur. Su, en çok vücut ısısının ayarlanması ve sindirim olayının sağlanmasında kullanılır. Gebelikte anne adayları günde en az iki litre su tüketilmelidir. Gebeler günde 8-10 bardak su içmeli, yaz aylarında terleme nedeni ile bu miktar artırılmalıdır. Anne adayının vücudunda sıvı dengesi çok önemlidir. Gebelikte kan hacmi yaklaşık %50 oranında genişler. Amnion mai ise yaklaşık olarak üç saatte bir yenilenir.

Gebelikte bol sıvı alınması anne ve bebek için çok yararlıdır. Bol sıvı alımı ile gebeler idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık, ishal gibi pek çok hastalığa karşı koruyucu önlem almış olur, ayrıca bebeğin içinde bulunduğu sıvı miktarı da bol su alınarak dengelenebilir. Oligohidramnios, anhidramnios, denilen amnion mai azalması ile ilgili durumların önlenmesinde de bol sıvı alınmasının değeri büyüktür.

Tamamen doğal olan limon, ıhlamur, adaçayı, kuşburnu, nane gibi bitki çayları gebelikte içilebilir.

''Sinameki çayı'' gibi diğer bitki çaylarının tüketilmesi önerilmez. Şekerli meyve suyu, çay, kahve gibi sıvılar suyun yerine geçemez. Kola, hazır meyve suları, gazoz, demli çay, kahve gibi şekerli içeceklerden uzak durulmalıdır. Gebeler idrar rengine bakarak günlük aldıkları sıvı miktarının yeterli olup olmadığını anlayabilir. İdrar yolu enfeksiyonu yokken idrarın koyu sarı renkte olması gebenin yeterli sıvı tüketmediğini gösterir.

Tuz

Gebelik süresince iyot ihtiyacı arttığı için anne adayları gebelikte iyotlu tuz kullanmalı ve yemeklerinde normal miktarda tuz bulunmalıdır. Turşu, çok tuzlu zeytin ve çok tuzlu peynir tercih edilmemelidir. Gebeliğin ilerleyen aylarında vücutta su tutulması normaldir. Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) durumunda ani kilo alınması vücutta ödem olması ve su tutulması tuz alımı ile ilgili değildir. Preeklampsinin tedavisinde bile tuzsuz diyet önerilmez.

Lifli Gıdalar (Posalı Gıdalar)

Özellikle bağırsakları tembel olan ve kabızlık yaşayan kadınlar gebe kaldıklarında bu şikayetleri daha fazla artacaktır. Gebelikte salgılanan progesteron hormonu barsak hareketlerini daha fazla yavaşlatır ve kabızlığa meyil artar. Bu nedenle gebeler, barsak hareketlerini artırmak için lifli gıdaları bolca tüketmeli ve düzenli olarak bağırsakları boşaltmaya gayret etmelidir. Tüm sebze ve meyveler lifli gıdalardır. Sebze ve meyveler bol su ile çok temiz yıkanmalıdır ve yemeklerden önce eller mutlaka yıkanmalıdır. Ayrıca kepekli ekmek, kepekli makarna, kayısı, kuruyemiş, esmer pirinç gibi gıdalar da lif açısından zengindir.

Gebelik ve Vejeteryan Diyet


Hayvansal kaynaklı besin maddelerini almayan ve tamamen bitkisel kaynaklı beslenen gebelerde vitamin B12 yetersizliği görülür. Katı vejeteryan diyet uygulayan gebelerin hiç olmazsa süt, süt ürünleri ve yumurta gibi protein kaynaklarını, vitamin B12 ihtiva eden ilaçları mutlaka almaları gerekir.

Fast Food

Gebeler fast food denilen hamburger, ketçap, mayonez, patates kızartması, cips gibi besinleri asla yememelidir. Bu besinler anne karnında yeni gelişmekte olan bebek için zararlı maddeler içerir.

Kahve ve Çay

Günde 1-2 fincandan fazla kahve içilmesi dolaşım sistemini olumsuz etkiler ve uykusuzluğa neden olur. Kola gibi kafein içeren diğer gıdalar da az tüketilmelidir. Aşırı kafein ihtiva eden gıdalar gebelikte düşük, gelişme geriliği, erken doğum gibi bazı riskleri de beraberinde getirir.

Gebeler açık ve limonlu çayı istediği zaman içebilir. Ancak demli çaylar besinlerle alındığı taktirde demir emilimini azaltarak kansızlığa neden olabilir. Çay tüketiminde de daha dikkatli olmak gerekir.

Alkol ve Sigara

Gebelikte alkol kullanmanın alt sınırı tam belirlenmediğinden ve alkole bağlı çeşitli gelişimsel bozukluklar olabileceğinden anne adayları alkol kullanmamalıdır.

Sigara damarları daralttığı için ve sigarada sağlığa zararlı çok fazla madde olduğundan gebeler sigara içmemeli ve sigara içilen ortamlarda bulunmamalıdır.

Özetle Beslenmede Önemli Noktalar

Yiyecekler az az ve sık aralıklarla olmak üzere günde altı öğün şeklinde alınmalıdır. Gebeler uzun süre aç kalmamalı ve asla çok aşırı yememelidir.
Konserve ve içinde katkı maddesi olan beklemiş gıdalar yerine taze ve doğal besinler tüketilmelidir.
Her türlü besin çeşidi ile vitamin ve mineraller almaya dikkat edilmelidir.
Protein ve karbonhidrattan zengin kalorisi düşük gıdalar tüketilmeli, aşırı yağlı, şekerli, kalorisi yüksek gıdalar tercih edilmemelidir.
Su tüketimi vücut sıvı dengesini düzene girmesini sağlar ve vücutta ödeme neden olmaz. Günde 8-10 bardak su içmek yeterlidir. Meyve suları taze sıkılmış olmalıdır. Çok fazla maden suyu tüketmek tansiyon yükselmesi ve ödeme yol açar.
Musluk suları bakteri ve kurşun gibi ağır metaller içerdiği için bebeğin beyninde zararlı etkiler yapabilir. Mutlaka tüketilecekse üç dakika akıttıktan sonra alınan su kaynatılıp soğutulduktan sonra içilmelidir.
Yemeklerden 1-2 saat sonra açık limonlu çay içilebilir.
Süt, ılık ve az şekerli, mümkünse şekersiz tüketilmelidir.
Gebelerin haftada 1-2 kez balık tüketmeleri ve özellikle sardalya, uskumru cinsi balık yemeleri önerilir. Balık tüketmeyen gebeler ise balığın gövdesinden elde edilen omega-3 içeren balık yağı tabletini haftada iki gün kullanabilir.
Balık karaciğerinden elde edilen balık yağları içerdikleri yüksek retinol (A vitamini) nedeni ile bebekte beyin hasarına neden olduğundan gebelere önerilmez.
Balık yağı yerine günde 2-3 ceviz yiyerek ve zeytinyağı kullanarak da gebeler omega-3 almış olur.
Şeker yerine tatlandırıcılar (aspartam, sakarin, suclarose) mümkünse kullanılmamalıdır.
Çiğ ya da az pişmiş etler yendiği taktirde salmonella, toxoplazma, deli dana hastalığı, kuş gribi gibi çok çeşitli bacteral, viral, paraziter hastalıklarla karşılaşılabilir. Kontaminasyonu önlemek için çiğ et tabağı, et kesilen tahta, bıçak ve eller başka bir yere değmeden hemen yıkanmalıdır.
Dondurulmuş gıdaları çözüldükten sonra tekrar dondurulmamalıdır.
Gebe dengeli besleniyor ise folik asit ve demir takviyesi genellikle yeterlidir. Dengeli ve düzenli beslenen bir gebe tüm mineral ve vitaminleri besinlerle alır, multivitamin takviyesi tartışmalıdır, doğal gıdaların yerini asla tutamaz. Preeklampsi riski olanlara kalsiyum takviyesi yapılmalıdır. Gebelikte özellikle ilerleyen aylarda bacak krampları oluyorsa magnezyum reçete edilmelidir.
Gebeler diyet light ürün alacak ise etiketine dikkat ederek içinde tatlandırıcı içermediğinden emin olmalıdır. Şeker yerine tatlandırıcı kullanılan gıdalar (çikolata, kola, yapay meyve suyu) asla kullanılmamalıdır. İçinde tatlandırıcı olan sakızlar çiğnenmemelidir.
Fast food diyet, yüksek yağ ve katkı maddeleri içeren, kalorisi yüksek olan fakat besin değeri olmayan beslenme şekli olduğu için gebelere önerilmez.
Vejeteryan beslenen gebeler, gebelikleri sağlıklı olarak devam etmesi için doktorun ve diyetisyenin önerdiği tüm vitaminleri almalı ve protein eksiğini süt ve süt ürünleri ile yumurtadan sağlamalıdır.
Gebeliğe bağlı diabet (gestational diabet) tesbit edilmişse, mevcut gebelikte preeklampsi riski varsa ya da önceki gebelikte bu risk yaşanmışsa, gebelik boyunca protein alımı arttırılmalıdır.
Gebelikte Sakıncalı Besin Maddeler

Çiğ, iyi pişmemiş her türlü et.
Taze, pastörize olmayan peynir ve süt.
Karaciğer, dalak, böbrek.
Yüksek cıva seviyesi içeren derin su balıkları, midye.
Çiğ yumurta.
Çiğ salam, sucuk, sosis, pastırma.
Her türlü kızartma.
Hazır yemekler.
Bitki çayları.
İki fincandan fazla siyah çay ve kahve.
Konserve gibi uzun süre beklemiş yiyecekler.

HAMİLELİK VE BEL FITIĞI

Hamilelik ve Bel fıtığı hakkında bilgiler. Hamilelikte bel fıtığına alınabilecek önlemler nelerdir?

Hamilelik ve Bel Fıtığı

Hamilelik ile beriberi bel fıtığı, bazı zorlukları beraberinde getiren tamamen özel bir durumdur.

Bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen cenin normalde bele ilave bir yük oluşturur ve belin biyomekaniğini olumsuz yönde etkiler.

Anne karnındaki bebek büyüdükçe bel bölgesinde bir yük oluşturur ve bu da zamanla ağrıya neden olabilir. Hamilelik döneminde bebek karın içinde yavaş yavaş büyürken, bel ve sırttaki dokular da bu büyümeye bağlı olarak uyum sağlarlar ve annenin ön kısmındaki bu ağırlığı dengeleyecek şekilde gelişirler.

Hamilelikte aşırı kilo almak bel disklerdeki yükü artırmaktadır.


Bu sebeple hamileliğin ilk aylarında hafif egzersizler yapmak ve ani hareketlerden kaçınmak anne adayına büyük avantajlar sağlar.

Bel bölgesinde ve ayaklarda ağrıları artırdığı gibi, uyuşma ve güçsüzlüğe de neden olur.

Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcut ise doktor ve hastanın işi bir hayli zordur. Çünkü zorluk daha teşhis döneminde başlamaktadır. Net bir teşhis için gerekli röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamamaktadır. Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir.

Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan bir hastayla karşı karşıya kalan doktor gerçekten büyük sıkıntı çekmektedir.

Hamilelik Döneminde Bel Fıtığına Önlem Olarak

Spor olarak yüzme ve yürüyüş yapılabilir.
Ağrı varsa, hamileler için üretilen özel korseler kullanılabilir.
Ağır kaldırmamak gerekir.
Yüksek yerlere uzanılmamalıdır.
Çok derin ve yumuşak koltuklarda oturulmamalıdır.
Sürekli hareketsiz kalınmamalıdır.
Yatak rahat ve ortopedik olmalıdır.
Otururken bel bölgesine yastık ile destek verilmelidir.
Beslenmeye dikkat edilmeli ve aşırı kilo alımından kaçınılmalıdır.
Devamlı ayakta kalınmamalıdır.
Alçak topuklu ortopedik ayakkabı ve terlikler giyilmelidir.
Doktorun önerdiği egzersizler yapılabilir.
Hamileliğin son haftalarında yataktan kalkarken yardım istenmelidir.
Stres ve gerginlikten uzak durmak gerekir.
Hamilelik bel fıtığı tedavisi
Eğer hamilelik ile beraber bel fıtığı belirtileri çok ağır geçiriyor, günlük hayatı zorlanıyor ise, bu durumda bile yapılabilecek birtakım şeyler vardır. Bu da hamile ve bebeğe hiçbir zarar vermeyen tedaviler yapılmasıdır.
Bunlardan başında chiropractic, manual terapi ve akupunktur gelir. Hasta doktor kontrolünde mümkün olduğunca rahatlatılarak ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak bu kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmelidir.

ZAYIFLARKEN SIK SÖYLENEN YALANLAR

Aç kalarak zayıflamak, ekmeğin kilo aldırdığını ve diyet ürünlerinin zayıflattığını düşünmek.. Sabahları aç karnına limonlu su içmek, doğru olmayan diyet tabuları. Tüm bunlarla ilgili doğru bildiğimiz yanlışları biliyor musunuz?

Ekmek, makarna ve pilav gibi karbonhidratların diyetten tamamen çıkartılması en önemli hatadır. Diyete başlanıldığı zaman ekmek, pilav ve makarna gibi besinlerin kesilmesi, kasla birlikte su kaybına neden olur.

Yani diyetinde karbonhidrati kesen kişiler tartıdaki sonucu gördüklerinde kilo verdiklerini düşünseler bile vücuttan kaybedilen yalnızca kas ve sudur.

Limonlu Ilık Su ve Bitki Çayları Yağları Eritmez!

Halk arasında inanılan bir başka yanlış da sabahları veya yemek öncesinde aç limonlu sıcak su içmenin vücuttaki yağları erittiğidir.

Ancak bu tamamen yanlış bir inançtır! Suyun içerisine karıştırılan limon bitki çayı ve soda gibi madeelerin yağları eritmek ve yok etmek gibi bir etkisi yoktur.

Tek Öğün Yemek

Vücudun kilo almasına neden olan en önemli etkenlerden bir tanesidir.
Tek öğün yemek yemek vücudu tüm gün aç bırakarak sadece akşamları yemek yemeye neden olur. 20 saat aç kalan vücut bu durumun devam edeceğini düşünür ve savaşa hazırlanır gibi yediklerini depolamaya başlar. Sonra 4 saat içerisinde yenilen her şey yağ olarak depolanır.
Bu durumda uzmanların tavsiyesi asla uzun süreler aç kalınmamasıdır.
Mutlaka 3-4 saatte bir kez hafif ve besleyici atıştırmalar yapmak gereklidir.

Kilo Vermek İçin İlaç Kullanmak!


Tek başına ilaç kullanımı kilo kaybı ve kontrolü için yeterli değildir.
Kilo kaybı için davranış değişikliği gerekmektedir.
Kilo vermeye yardımcı olan bütün bitkisel ürünler güvenli olmayabilir.
Bu ürünlerin sonuçları ve yan etkileri ile ilgili kesin bir çalışma yoktur.

Kısa Vadede Fazla Kilolalardan Kurtulmak Mümkündür!


Kısa vadede hızla fazla kilolardan kurtulmak mümkün doğru ancak hızla kaybedilen kiloların aynı hızla hatta daha fazlasıyla geri döneceği unutulmamalıdır. Kısa sürede hızlı ama geçici kilo kaybı yerine sürekli ama dengeli kilo kaybı tercih edilmelidir.

Az beslenerek Kilolardan Kurtulmak Doğru mudur?

Kaybedilen kilonun istenildiği gibi yağ mı yoksa kas ve su kaybı mı olduğu çok önemlidir.
Doğru kilo kaybı sağlayabilmek için kişinin günlük alması gereken gıdaları mutlaka tüketmesi gerekmektedir. Az beslenmek kilo kaybı için önemli bir çözüm değildir.

Her Tür Hareket ve Spor Enerji Harcama Yöntemi midir?

Gün içerisinde aldığınız kalori miktarından daha fazlaysa kilo kaybı sağlanamaz.

Seks Kalori Harcatır mı?

Doğru ancak sanıldığı kadar fazla değil.

Çayla Yenilen Gıdaların Besin Değerleri Kaybolur mu?

Koyu olmayan bir çay gıdaların besin değerlerinde kayba neden olmaz.

Sauna gibi sıcak ortamlarda terlemek zayıflatır mı?

Sauna ile vücuttan atılan tek şey fazla sudur

KİLO VERMENİZİ ENGELLEYEN 10 MADDE

Kilo vermeye engel olan nedenler ve kilo vermenizi kolaylaştıracak beslenme yöntemleri.
1. Popüler DiyetlerEtrafınızda aynı saç, aynı göz, aynı boy veya aynı özellikleri taşıyan birden fazla birey gördünüz mü? Peki dünyada neden tek tip antibiyotik, kanser ilacı ya da tansiyon ilacı yok? Neden bazı insanlar mutlu veya diğerleri değil? Bireysel farklılıklar yüzünden. Bir diyet programının her insanda aynı sonucu vermesını beklemek bir rüyadan öte olamazdı. Genetik ve çevresel faktorler, beslenme biçimi, yaş, tat duyusu ve kültür farklılıkları insanları birbirinden ayırır. Diyet programları da mutlaka bireye özgü olmalıdır.

2. Kansızlık

Özellikle kadınlarda görülen ve çok da önemsemedikleri bir problemdir. Demir, B12, folat eksiklikleri ciddi diyet başarısızlığına neden olur. Kansız kalan bir vücut iki nedenden ötürü kilo veremez. Birincisi enerji metabolizmasının düşüklüğü nedeniyle hasta enerji veren gıdalara ihtiyaç duyar. Çay ve kahve tüketir, tatlı isteği artar. Bu da kansızlığı hem derinleştirir hem de gereksiz kalori yükü nedeniyle yağlanmayı artırır. İkinci ve önemli neden ise kansız vucut diyetle karşılaştığında bir direnç gösterir. Bu direnç kendini sağlıksız ve enerjisiz bulan vücudun daha da kalori kısıtlanması karşısında yaşadığı stresten gelir. Stres ise her zaman adrenerjik sistemi hareketlendirerek vücuda enerji depolamaya çalışacaktır.

3. İnsülin Direnci

Şeker molekülünün işlenmesi için yeterli miktarda insüline ihtiyaç vardır. Farklı nedenlerle insülin fazlalığı, kortizon benzeri etkilerle iştah değişiklikleri, kan şekeri düşmesi ve tatlı ihtiyacı, vücutta tuz ve su dağılımında değişiklikler, ödem, adet düzensizlikleri, tiroid hastalıkları gibi diğer hormon bozukluklarını tetikleyebilir. İnsülin miktarlarının abartılı olduğu durumlarda hastanın diyetle kilo vermesi zordur.

4. Tiroid Bozuklukları

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, tiroid bozukluğunuz varsa yani metabolizma yavaşlığı ile boğuşuyorsanız kilo vermeniz çok zordur. Tiroid hormonları vücudun tüm metabolizmasını düzenleyen hormonlardır. Vücudun ısı düzenlenmesi, yağ yakması, enerji ve depolama durumu, su dengesi, cilt ve diğer sistemlerin sağlıklı çalışması ancak iyi çalışan bir tiroid beziyle mümkündür.

5. Yanlış İlaç Kullanımı

Fazla yağlardan kurtulmak için yağ yakıcı, enerji depolamak için multivitamin, hafızanızı kuvvetlendirmek için hafıza kuvvetlendirici, eklem şikâyetleriniz için bitkisel takviyeler, hastalığa yakalanmamak için bağışıklık sistemi güçlendiricileri, son zamanda bozulan moraliniz için antidepresan, kanınız sulansın diye aspirin, altta yatan hastalığınız için tansiyon, şeker veya astım ilacınız, boğazınız ağrıdığında antibiyotik, komşunuzun kullandığı iştah kesici, internette gördüğünüz A ilacı, gazetede gördüğünüz X ilacı vs.

Yukarıdakilerden birkaç tanesini kullandığınıza eminsiniz. Eğer kullanmıyorsanız çok şanslısınız. Bu kadar ilacın birbiriyle etkileşmemesi ve vücudunuza zarar vermemesi mucize olsa gerek. İlaçlar ister reçeteli ister bitkisel olsun mutlaka karaciğerinize uğruyor. Etkileri yanında yan etkileri de var. Diğer ilaçlarla alındıklarında etkileri artıyor veya azalıyor ya da yan etkileri çıkıyor. Biri şekerinizi çıkarırken diğeri yağlanmanızı artıyor, diğeri enerji verirken tansiyonunuzu etkiliyor, öteki iştahınızı kapatırken kalbi etkiliyor. Metabolizmanızı hızlandıranı veya yavaşlatan var. Fazka ilaç kullanımı önce sağlığınızı sonra da sağlıklı olmak için yaptığınız diyet programlarınızı bozmasın.

6. Diğer Hormon Bozuklukları

Aldesteron, progesteron, prolaktin, kortizol, testosteron, östrojen, ACTH, Growth hormon bozuklukları sık görülen hormon bozuklukları arasındadır. Diyet çabası içindeki birinin, vücudun çoğu sistemini düzenleyen bu hormon bozukluklarından birine sahip olması diyet başarısızlığının altında bir etken olarak yatar. Bu hormonlar yağ, su ve diğer metabolizma sistemlerini bozarak anormal iştah artışı, adet düzensizlikleri, garip bölgelerde yağlanmalar, kıllanmalar, tansiyon değişiklikleri, uyku bozuklukları, şişlikler ve vücut ağrılarına neden olur.

7. Egzersiz Olmadan Diyet Yapmak


Diyetlerden mucize bekleyen hastalarla sık karşılaşıyoruz. Bir diyetin başarısı, kilo kontrolünün hayat tarzı değişikliği ve uzun süreli kilo kontrolü yaratmasıyla ölçülür. Diyetin başarılı olabilmesi için ise altta yatan bir hastalık olmaması ön şarttır. Diğer bir koşul ise diyetlerin egzersiz ile mutlaka ve mutlaka kombine edilmesidir. Hızlı ve çok miktarda kilo kaybı başarı gibi görünse de, birçok yan etkisi olabilir, bu durum ölümlere dahi yol açabilir. Geri verilen kilololarınızı almak istemiyorsanız tabana egzersizi yaymalısınız.

8. Psikolojik Problemler

Psikolojik yeme problemleri dışında; depresyon, anksiyete, panik atak, uyku problemleri, şizofreni manik bozukluklar, alkol ve keyif verici maddelere bağımlılık, klostrofobi gibi daha nicesi sayılabilecek problemlerle uğraşı, diyetleri olumsuz etkiler. Stres faktörü bile başlı başına hormonsal bozukluklara neden olarak iştah düzensizliği yaratır. Diyetlerin bireye ayrı bir stres daha getirdiği düşünülürse karmakarışık bir durum ortaya çıkar.

9. Mide Bağırsak Sistemi Problemleri

Mide ülseri, gastrit, reflü gibi sindirim rahatsızlıkları mide asit salgı bozukluklarıyla beraberdir. Asit salgı bozukluğu ise mide bağırsak hızının artmasına neden olur. Mide bağırsak hızının artması çabuk acıkma, sık sık yeme isteği ve besin seçimine neden olur. Midesinde problem yasayan birinin sebze ve meyve ağırlıklı bir diyet benimsediğinde aşırı bağırsak gazıyla karşı karşıya kalması, tek yönlü beslenmeyle sonuçlanabilir. Bağırsakların stres kökenli aşırı reaksiyon göstermesi spastik kolon veya İBS denilen hastalık tanısı alır. Bu durumda hastanın aşırı şişkin hissetmesi, kilosunun bir türlü değişmemesi, besinlerin bazılarının kısıtlanması diyet programına uyum problemi yaratarak başarısızlıkların temelinde rol oynayabilir.

10. Besin Seçimleri


Besin endüstrisi, bilim ilerledikçe ilerliyor. Domates görünümlü karpuz veya elma-armut bileşimi bir meyveye alışır olduk. Genetiği oynanmış ürünler raflarda yer almaya başladı. Katkı maddeleri oldukça fazla kullanılıyor. Her mevsim her yiyeceği bulabiliyoruz. Hormonlu gıdalar, hormonlu kümes hayvanlarını, bu da onların tüketilen ürünlerini hormonlu hale getiriyor. Çoğumuz eski besinlerin tatlarını bulamıyoruz ama giderek de alışıyoruz. "Bilim ne kadar besinleri değiştirmeli, her değişim yararlı mıdır, zararları ne zaman ortaya çıkıyor?"

Kafamızda çeşitli sorular var. Batı beslenme tarzıyla hastalıkların artması, Akdeniz beslenme tarzıyla daha uzun yaşayan insanların gözlenmesi işlenmiş ürünlerin çok da masum olmadıklarını gösteriyor. Az kalorisi olan besin ürünleriyle beslenmeyi dengelemek temel prensip olmalıdır. İçtiğiniz kahvenin içinde ne olduğunu sorgulayın. Size masum görünen, tatlandırılmış ve moda olmuş kahve türevi hiç yoktan 300-400 kalori almanıza neden olabilir. Bu konuda son derece bilinçli ve dikkatli davranılması gerekir.

ÇÖLYAK NEDİR?


Çölyak kısaca, ‘sindirim sistemi alerjisi’ diyebileceğimiz bir hastalıktır. “Çölyak hastaları, bazı yiyeceklerden sakınırsa, herkes gibi kaliteli bir hayat sürdürebilir.” Ama, bu “bazı yiyecekler”in içine neredeyse piyasadaki hazır gıdaların tamamıdır. Çölyak hastası yiyeceği her şeyi sorgulamak zorundadır. Kısaca çölyak hastalığının diyeti, sıradan bir diyet değil, toplumun beslenme alışkanlıklarından tamamen farklı olan zor bir hayat biçimidir.

Piyasa Bulunan Hemen Hemen Bütün Gıdalar Gluten İçermektedir!

Ülkemizde market ürünlerinin hangisinin glutensiz olduğunu tespit etmek neredeyse imkansızdır. Etiketlerde yeterli bilgi olmadığı gibi, çoğunlukla ‘Gluten içermez veya içerir’ uyarısı da bulunmamaktadır. Ülkemizin çölyak hastaları için daha kolay ve mutlu yaşanabilir olabilmesi, gıda sektörüyle ilgili çeşitli zorlukların aşılmasını, bilimsel, teknolojik ve bürokratik alanlarda ciddi düzenlemelerin yapılmasını gerektirmektedir.

Glutenin hastalığın oluşumundaki rolü anlaşıldığı günden itibaren çölyak hastalığı tedavisinde glutensiz diyet tedavinin en önemli kısmını oluşturmuştur. Glutensiz diyette buğday, arpa, çavdar ve yulaf unu içeren her türlü besin maddesinin yenilmesi yasaktır. Mısır ve pirinç toksik olmayıp diğerlerinin yerlerine kullanılabilir. Tedavide gluten içeren tüm ürünlerin diyetten çıkarılması gerekir. Glutenin diyetten çıkarılması ile hastalığın belirtilerinde kısa süre içinde gerileme gözlenir.Gluten birçok üründe kullanılan bir maddedir. Hazır yiyeceklerin hemen hemen hepsinde gluten maddesi kullanılır.

Kuralına uygun bir diyet normal sürede ve sağlıklı bir yaşam sağlamaktadır.

Glutensiz Diyet Nasıl Yapılmalı ?


Hasta ilk olarak gluten içeren buğday, arpa, yulaf, çavdar gibi ürünlerden ve bu ürünleri içeren gıdalar tüketmeyi kesmelidir.

Çölyak hastası tahıl grubundan mercimek, mısır, pirinç, patates, soya fasulyesi gibi ürünleri tüketebilir.

Tüketilecek gıdaların içerik etiketleri çok iyi okunmalıdır sürekli gıda firmalarıyla iletişime geçilmelidir.

İlaçlar doktora, veya ilacı üreten ilaç üreticisine danışılmadan kullanılmamalıdır (bir çok ilaç gluten içermektedir).

Hastalık teşhisinde 3 ay kadar süt ve süt ürünleri tüketilmemelidir. Daha sonra bunlar tek tek denenerek diyete dahil alınabilir . Keçi sütü ve ürünlerinde bir sakınca yoktur hatta faydası (anne sütüne benzerliğinden ötürü) olabilir.

Şalgam suyu bulgur içerdiğinden gluten maddesi ihtiva eder bu ürünü tüketemezsiniz.

Bira, şarap, viski, likör ve brendi gibi içecekler tüketilmemelidir bir çok alkollü içeçek arpa suyu veya arpa özü içeriyor.

Amerika ve Avrupa’da günde 50-60 gr yulaf diyete eklenmeye başlanmıştır . Henüz araştırma aşamasında olan bu uygulama kesin olmamak şartıyla bu miktar çölyaklar için tehlikesiz olduğu düşünülmektedir.

Konserve , hazır çorba , soslar , tuzot , tavuk sosları nar ekşisi gibi gıdalarda gluten katkı maddesi olarak kullanıldığından, bunlar tüketilmemeli .

Sakız, çikolata, sirke, mayonez, ketçap, dondurma, şeker gibi gıdaların bazılarında gluten bulunabilmektedir. Bunlar tüketilmeden önce üreticisine sorulmalı.

Glutensiz diyetin en etkili olanı fabrikasyon ürünlerden mümkün mertebe uzak durmak olacaktır , yani evde ve dışarıda sağlıklı seçimler yapmamız gerekiyor yani doğaya dönüş söz konusu. Hayat tarzı bu esasa göre uygulanırsa çok sağlıklı bir yaşam elde edilebilir.

HAZIR GIDALARDA KULLANILAN KİMYASALLAR


Hazır gıdaların ve hazır çorbaların içinde MSG adı verilen çok zararlı bir kimyasal bulunmaktadır. MSG adlı ve çeşni arttırıcı özelliği bulunan bu katkı maddesinin küçük çocuklar için son derece zararlı olduğu araştırılmıştır. Bu madde daha birçok gıda maddesinde bulunmaktadır, çeşnili çipsler ,krakerler, aromalı meyve suları, krem peynirler gibi.

Katkı Maddesi Nedir?

Hazırlanan yiyeceklerin uzun süre dayanması için sağlık kuruluşları tarafından belirlenen miktarlar da kullanılan kimyasal maddelerdir. Katkı maddeleri besinsel ve kozmetik 2 ye ayrılır;

Besinsel Katkılar: bunlar yiyeceklerin besin ve vitaminlerini değerlerini arttırmak için kullanılan kimyasallardır.

Kozmetik Katkılar ise besinlerin görünüşünü,rengini ve tatını değiştirmek için kullanılmaktalar.

Tüm besinlerin üzerine tüketicilerin rahatlıkla okuyabilecek şekilde açıklayıcı bilgilerin yazılması zorunludur. Yapılan araştırmalara göre 1800-2000 belkide daha fazla katkı maddesin bulunduğu söyleniyor.

Hazır Gıdalarda Kullanılan Kimyasallar Nelerdir?

1. Xanthan Gum: Soslarda, süt ürünlerinde, kremada, içeceklerde, dondurmada ve pek çok üründe stabilizatör, emülgatör ve kıvam arttırıcı kullanılan katkı maddesi, birçok yiyecekte hoş ve tatlı bir his oluşturur. Bu katkı maddesinin bilinen herhangi bir yan etkisi bulunmuyor.

2. Mono ve Digliseridler: Bu maddeler emulsifiye olarak biliniyor. Mono ve digliseridler çok geniş yelpazedeki ürünlerde kullanılıyor. Pastacılık ürünleri, yerfıstığı yağı, margarin, krem şanti, puding ve dondurma gibi ürünler bunlardan bazılarıdır.

3. Soya yağı: Soya fasülyeleri, soya yağı çıkarmak için eziliyor ve solventlerle karıştırılıyor. Bol yağda kızartmak için kullanılan soya yağı, ayrıca kraker, kurabiye, margarin, hamur işleri ve çorbalarda anahtar malzemedir. Bazı içeriklerde soya yağı olarak etiketlenirken, bazıları ise bitkisel yağ olarak tanımlar.
Soya yağı, çeşitli doymamış yağ asitleri içerir. Maalesef, doymamış yağlar uzun raf ömrüne sahip değildir. Hidrojenasyon ya da yüksek basınç altında soyayağının içine hidrojen gazı sıkıştırılarak istenmeyen bu özellik ortadan kaldırılıyor.

4. Niasin: Birçok gerekli vitamin, mineraller ile A, C ve K vitaminleri içeren brokoliyi fast-food menülerinde bulamazsınız. Taze sebze ve meyvelerin yerine işlenmiş gıdalar vardır. Buğday unu, fast-food yiyeceklerde kullanılan en yaygın işlenmiş gıdadır. Buğday unu, susamlı, susamsız, özel şekilli ekmek yapımında kullanılıyor. Ekmek ürünlerinde bulunan buğday unu, çeşitli vitaminler, mineraller, folik asit, demir ve riboflavin içeriyor. Fakat, en yaygın kullanılan katkı maddesi niasin ya da B3 vitaminidir. Niasin, suda çözünebilen ve vücuttan idrar yoluyla atılır. Günlük niasin alımı için ekmek yemek zorunda değilsiniz. Süt ürünleri, balık, yağsız et, yer fıstığı ve yumurta da bol miktarda niasin bulunuyor.

6. Monosodyum Glutamat: Namını Asya mutfağında kazanan monosodyum glutamat (MSG), birçok fast-food restoranı tarafından kullanılıyor. Monosodyum glutamat glutamik asidin bir tuzudur. Glutamik asit proteinleri oluşturan 20 amino asitten birisidir. Besinsel açıdan bakıldığında elzem olmayan bir amino asittir, yani vücudumuzda sentezlenebilir.
MSG’nin güvenirliliği yıllardır bir soru işaretidir. 1959 yılında, Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi, MSG’yi güvenilir madde olarak sınıflandırdı. Sonra, 1980′li yıllarda araştırmacılar, glutamat ailesindeki kimyasalların beyin dokularına hasar verip vermediğini merak etmeye başladılar. Bu konudaki çalışmalar, sinir sisteminin normal fonsiyonunda glutamatın rolünü ortaya çıkardı. Aç karnına fazla miktarda MSG yiyenlerde ve astımlı hastalarda kısa süreli yan etkiler görüldü.

7. Tuz: Sodyum klorür ya da tuz, fast-food menülerinde her zaman bulunuyor. İlk sırada olmamasına rağmen tatlı yiyeceklerde bile tuz var. Fast-food zincirleri, yemeklerini daha lezzetli yapmak için tuz kullanıyor. Biberle beraber mevsim hamburgerlerinde eşleşen tuz, ekmekte, et ürünlerinde ve peynirde kullanılan başlıca katkı maddesidir. Bazı firmaların menülerinde 1,15 gram tuz bulunuyor.
Birçok sağlık uzmanı çok fazla tuz yenmemesi gerektiği konusunda halkı uyarıyor. Çünkü fazla tuzlu yiyecekler yemekle yüksek kan basıncı arasında bir ilişki olduğu açıklanıyor. Yetişkinler için günlük 6 gram, 7-10 yaş arası çocuklar için günlük 5 gram ve 4-6 yaş arası çocuklar için ise 3 gram tuz tüketimi öneriliyor.

8. Karamel Renk: Renk katkı maddeleri, yiyeceğin öz rengini korumak, renk değereni artırmak ya da renk doğal olarak bulunmadığında ekleniyor. En yaygın renk katkı maddeleri: Yellow No. 5, Yellow No. 6 and Red No. 40. Bir kaynağa göre, jöle ve hamur işlerinde kullanılan Red No. 40, Amerika’da kullanılan en yaygın gıda boyasıdır. Yellow 5 ve 6 ise peynirlere, pudinglere ve turta malzemelerine ve alkolsüz içeceklere altın parlaklığını veren diğer boyalardır. Ancak, fast-food menülerini incelediğimizde karamel rengin daha yaygın kullanıldığı görülüyor. Ancak karamel rengin ürünün lezzetinde hiçbir etkisi bulunmuyor.

9. Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu: 1957 yılında 2 bilimadamının geliştirdiği yüksek fruktozlu mısır şurubu, konserve yiyeceklerde, kek ve bunun gibi ürünlerde, ketçaplarda (bir yemek kaşığı ketçapta bir çay kaşığı bulunuyor) dondurmalarda, pastillerde, reçellerde ve birçok başka yiyecek maddesinde kullanılırken, diğer benzeri madde ise alkolsüz içeceklerde (kola, soda vb.) bulunuyor.
Üreticiler, 3 adet enzimin de genetiğiyle oynayarak yüksek sıcaklığa dayanıklı hale getiriyorlar. Böylece yediğimiz içtiğimiz herşeye (pastaneden aldığımız baklava ve kola da dahil) genetiğiyle oynanmış bu sözde şekeri bol bol katıyorlar, çünkü normal şekere göre çok ucuz.
Gıdalarda yoğun olarak kullanılmaya başlandığı 1980′ den itibaren Amerika’da obezlik neredeyse 4′e katlandı. Baskılara boyun eğmeyen pek çok bilim adamı bu yükselen obezliğin en büyük suçlusu olarak bu maddeyi gösteriyor.

10. Sitrik asit: Tuz yüzyıllardır etleri ve balıkları korumak için kullanılıyor. Gıda uzmanları ve üreticiler diğer kimyasalların da koruyucu olduklarını keşfettiler. Limon, greyfurt gibi birçok meyvede doğal olarak bulunan sitrik asit, bunlardan biri. Gıdaların ve çeşitli organik maddelerin dayanıklılığını arttırmak için ve bazı alkolsüz içeceklere tat vermek için kullanılan sitrik asitten, şekerleme ve ilaç yapımında da yararlanılıyor. Sonuç olarak, sitrik asit nüfusun yüzde 99,9′unda herhangi bir yan etkisi bulunmuyor.

Hazır Gıdalarda Kullanılan Kimyasallar Vücudu Nasıl Etkiliyor?

Çeşni artırıcılar : Ençok kullanılan çeşni verici madde monosodyum glutamat (MSG) tır.Tat reseptör fizyolojisi ile ilgili çalışmalar 5. temel tadın varlığını ortaya koymuştur. Bu MSG tarafından oluşturulan ve 'umami' denen taddır.

MSG- Monosodyum glutamat (E621) özellikle uzak doğu (Çin, Japon) ve Türk mutfağında kullanılır. Bununla oluşan reaksiyona "Çin Restoranı Sendromu" da denir. Bir çok imalathane ve restoranda da değişik gıdalarda lezzet arttırıcı olarak kullanılır.

MSG ile oluşan reaksiyonlar şöyledir: Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma. Bu tür reaksiyonlar fazla miktarda MSG alınması sonrası oluşur. Bu maddeyi tüketen astımlı hastalarda ağır astım atakları oluşabilmektedir. MSG ile oluşan astmatik reaksiyonlar gerçekten az görülür.

Tad alma duyumuz diğerleri gibi bir uyarıcı ile sinirlerde oluşan sinyallerin beyne ulaşması şeklinde çalışır.

Fakat beyindeki ilgili bölge ilk uyarıdan sonra tadı oluşturan madde ağzımızda olduğu sürece (-ki yuttuktan sonrada tad ağzımızda kalır) sinyallerin seviyesine karşı duyarlılığını hızla düşürmeye başlar. Bu sebeple bazen çok tatlı bir yiyecekten sonra alınan gıda (Örneğin: Şekerli Çay) bize şekersizmiş gelir. Çoğu kez farkında olmasak bile yemek yerken de aynı olay gerçekleşir. Aynı yiyeceğin ilk lokması ile son lokması arasında tad azalması mevcuttur. Aroma arttırıcı ihtiva eden gıdalarda ise böyle bir durum yoktur.

Bu tip gıdalar tat alma hasiyetini arttırarak devamlı olarak tüketilmeyi sağlar ve tokluk merkezini uyarmaz. Bu tip gıdaların yoğun tüketilmesinden sonra diğer doğal ve kimyasal içermeyen gıdalardan tad almamız azalır.Hazır çorba ile başlanan yemeklerde bu açıkça gözlenebilmektedir.



TRANS YAĞ NEDİR?


Trans yağlar insan hayatı için gerekli değildir ve genellikle sağlığı iyi yönde desteklemez. Trans yağ tüketmek kötü LDL kolesterol seviyesini arttırır ve iyi HDL kolesterol seviyesini azaltır ve böylece koroner kalp damar hastalıkları ve inme riskini arttırır.

Trans Yağ Nedir?

Trans yağlar sentetik olarak yapılır, bunlar doğal olarak oluşmaz. Trans yağlar sıvı bitkisel yağları katı yağ yapabilmek için onlara hidrojen eklenme işlemi olan endüstriyel bir süreçle meydana getirilir. Bunlar ayrıca kısmen hidrojenlenmiş yağlar olarak da bilinir.

Trans yağlar tekli doymamış ya da çoklu doymamış olabilir fakat hiçbir zaman doymuş olmaz. Bir trans yağ trans-izomer yağ asitleriyle bir doymamış yağ çeşididir. Bu yüzden trans yağlar doymuş yağlardan daha az hidrojen atomuna sahiptir.

Trans yağlar insan hayatı için gerekli değildir ve genellikle sağlığı iyi yönde desteklemez. Trans yağ tüketmek kötü LDL kolesterol seviyesini arttırır ve iyi HDL kolesterol seviyesini azaltır ve böylece koroner kalp damar hastalıkları ve inme riskini arttırır.

Uzmanlar kısmen hidrojenlenmiş yağlardan olan trans yağların sağlığınıza doğal olarak oluşan yağlardan daha kötü olduğunu söylemektedir.

Trans yağlar çok tercih edilmektedir çünkü gıda firmaları bunun kullanımını kolay üretimini de ucuz bulmaktadır. Bunlar ayrıca uzun süre dayanmakta ve yiyeceğe iyi bir tat vermektedir. Trans yağlar ticari tavalarda birden çok kez kullanılabildiği için fast food restoranlarında çok fazla tercih edilir. Dünyada birçok şehir trans yağ kullanan imalathaneleri ve restoranları durdurmaya çalışmaktadır.

Trans Yağlar Genel Olarak Nerede Bulunur?

• Kızartma türü yiyeceklerde
• Tatlı çöreklerde

• Tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru, hamur işi, kraker, bazı margarinler, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur.

Eğer besin etiketinde kısmen hidrojenlenmiş yağlar yer alıyorsa bu o yiyeceğin trans yağ içerdiği anlamına gelir. Amerikan Kalp Vakfı(The American Heart Association) trans yağları tüketiminizin toplam kalori alımının %1’i aşmaması gerekmektedir.

Atkins diyeti doymuş yağın gereğinden fazla kötü yağ olarak düşünüldüğünü söylemektedir. Atkins diyeti ayrıca trans yağların damar hastalıkları geliştirmede çok daha fazla önemli bir rolü olduğunu eklemektedir.

Trans yağlar ihtiva eden yiyecekleri çok tüketen kadınlarda endometriozis hastalığı riskinin daha fazla olduğu bildirildi.

Tedavisi olmayan ve kısırlığa sebep olabilen endometriozisten korunmak için Omega-3 yağları açısından zengin ton, somon ve ceviz gibi gıdaları tüketmenin ise faydalı olduğu belirtildi.

Human Reproduction dergisinde yayımlanan, 70 binden fazla Amerikalı hemşire üzerinde yapılan araştırmada, omega-3 yağ asitleri bakımından zengin besinler tüketenlerin endometriozise yakalanma ihtimallerinin yüzde 22 daha az olduğu saptandı.

Buna karşılık, trans yağlı gıdalarla bolca beslenenlerin endometriozise yakalanma risklerinin yüzde 48 daha fazla olduğu belirlendi.

Trans yağların kalp-damar hastalıkları riskini de artırdığı biliniyor. Trans yağlar en çok margarinlerde, kraker gibi hazır gıdalarda ve özellikle fastfood lokantalarındaki kızartılmış gıdalarda bulunuyor.

Endometriozis hastalığında rahmin iç dokusu rahim dışında gelişiyor ve bazen bu doku diğer organlara yapışıyor.

Araştırmacılar, bunun yağlarla endometriozis arasında ilişki kuran ilk araştırma olmasından hareketle daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu söylediler.

DETOX REHBERİ


Detoks diyeti sanıldığı kadar kolay bir uygulama değildir. Detox uygulamasını yalnızca hızlı kilo vermek için uygulayan pek çok insan var. Fakat detoks; daha çok toksinlerden arınmak ve anti-aging için kullanılır. Detoks uygulamalarından verimli sonuçlar alabilmek için dikkatlice öğrenmek gerekir.

Detox Tam Olarak Nedir? Niçin Günümüzde Bu Kadar Popüler?

Detox; vücudumuzun doğal temizlik mekanizmasıdır, öz temizlik fırınına benzer. Detox'un son dönemlerde popüler olmasının nedeni ise; günümüzün toksin dünyasında, detox'a daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyaç duymamızdandır. Bugün, modern şehirlerde yaşayan insanlar, 100 sene önce yaşayan insanların toplam 1 yılda aldıkları kimyasalları, ilaçları ve toksinleri 1 günde almaktadırlar. Karaciğerimizin detox kapasitesi değişmedi ancak biz bu önemli temizleme ve detoksifikasyon mekanizmamızdan daha fazla çalışmasını istiyoruz! Bir hafta boyunca, hiç hafta sonu tatili yapmadan çalıştığını hayal et, işte bunun aynını sen de vücudundan bekliyorsun, ona mola vermesi için hiç izin vermiyorsun.

Detox Zayıflatır mı, Sağlık Kazandırır mı, Güzelleştirir mi?

Elbette kilo vermek isteyenler de detoks diyetiyle zayıflayabiliriler. Fakat detox, uygulaması zor ve disiplinli bir diyet olduğu için uzun süreli olarak kullanılamaz.

Birçok kişi, vücutlarında stoklanmış toksinleri atarken ve kalori tüketimini sınırlarken, kilo kaybına uğrar. Detox yapmaktaki asıl amaç; enerji seviyemizi yükseltmek ve sağlığımızı daha üst seviyeye getirmek olmalıdır. Kilo kaybı daha sağlıklı olmak için bir tür bonustur! Bir diğer artı ise, selülitlerin kilonun içinde kıstırılmış toksinler olduğunu anlamaktır. Detoksifikasyonu destekleyen her program sağlığı geliştirir. Sigara, alkol ve işlenmiş gıda maddelerinden uzak durularak; sağlığa da, güzelliğe de katkıda bulunulmuş oluyor.

Her şeyden önce detox sürecini destekleyen itibarlı bir tesise gitmek gereklidir. Program esnasında, stresi hayatınızdan çıkarmaya özen göstermelisiniz. Aksi taktirde vücudunuz stresle baş etmek için çalışacak ve detox mekanizması kapanacak.

Detox Programlarına Kaç Yaşından İtibaren Dâhil Olabilirler?

Bu, kişinin geçerli sağlık durumu, hayat tarzı ve diyeti ile ilişkilidir. Sağlık sorunlarım daha az olabilir.. Ne yazık ki sürekli antibiyotik alıyoruz! Şimdi sağlıklı yaşamanın ve detox'un önemini yeni anlıyoruz.

Hangi Koşullarda Sağlığımızı Tehdit Edecek Boyutlara Ulaşır Detox?

Detox, vücuttan çok fazla enerji alır. Vücudunda çok fazla toksin barındıran kişiler eğer tıbbi denetim altında değillerse detox tehlikeli olabilir.

Detox Programına Nerelerde Katılınır?

Bu kişinin detox'a harcayabileceği zamana ve sağlığına verdiği değere bağlıdır. Kimi insan vücudunun dış yüzüne bir sürü para harcar ama iç yüzüne hiç önem vermez! Bu tip kişiler yaşları ilerledikçe paralarının büyük bölümünü; ilaçlara, doktor vizitelerine ve ameliyatlara harcamaya başlarlar. Örneğin rehberlik ettiğim Sapanca'daki Richmond/Nua Wellness Spa Merkezi'ndeki detox programına katılabilirler. Ve benimle iletişim içinde olabilirler. Artık modern teknolojinin getirdiği internet sayesinde tüm dünyadaki müşterilerime destek verebiliyorum.

İştah açmak

Yemek vakti geldiğinde canınız bir türlü sofraya oturmak istemiyorsa, yemek yemek sizin için işkenceye dönüyorsa önerilerimizi uygulamaya ne dersiniz?

. Yemeklerinizi arkadaşlarınız ve ailenizle yemeyi deneyin ve yemeğin hazırlanması sırasında onlara yardımcı olun.

. Peynir, kraker, puding, yağlı tohumlar gibi sağlıklı ve yanınızda bulundurmanız kolay atıştırmalar edinin.

. Sık aralıklarla yemek yiyin (yaklaşık 2 saatte bir).

. Çok fazla aç olmadığınız dönemlerde sevdiğiniz besinleri tüketin. İyi hissettiğinizde mümkün olduğu kadar çok yemeye çalışın. Genellikle sabahları daha enerjik olursunuz ve iştahınız da daha açık olur.

. Hazır veya hazırlanması kolay olan yemeklerden yararlanın. Örneğin; dondurulmuş besinler, tavuk salatası, çorbalar, milkshake’ler, pudingler, peynirli makarna.

. Her zamanki beslenme alışkanlıklarınızdan farklı bir şeyler tüketin. Örneğin sabah kahvaltısında sandviç deneyin, esnek olun.

. Şişkinlik hissini erken hissetmemek için yemeklerden sonra bir şeyler için.

. Kahve, su ve çay yerine çeşitli besin öğeleri ve kalori içeren süt, meyve suyu, milkshake için.

. Yemeklerden önce çorba ve soda içmekten kaçının. Çünkü bunlar size doygunluk hissi verir, diğer besin öğelerinizi yemenizi önler.

. Yemekten arta kalanları diğer öğün için dondurun

Badem

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, bademin gerçek bir vitamin ve mineral deposu olduğunu söylüyor. Bademde yeterli miktarda karbonhidrat, doymamış yağ, lif, fosfor, kalsiyum, demir, potasyum, magnezyum, çinko, A, B, C ve E vitamini bulunmaktadır.

Kullanım Allanları : Acı ve tatlı badem tohumlarından tazyik usulü ile yağ elde edilir. Badem tohumlarında yağ, albuminli maddeler, E vitamini; sekerler ve emulsin isimli enzim vardır. Acı badem tohumları uçucu yağ taşırlar ve ayrıca siyanogenetik bir glikoz olan amygdalin maddesi ihtiva ederler. Acı bademin uçucu yaği, İyi bir koku ve tat giderici (balık yağına ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandır. Badem tohumları, badem şurubu hazırlanmasında kullanılır. Çocuklar için İyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabuğu halk arasında boğaz ağrılarına karşı kullanılmaktadır. Sinirleri güçlendiren, emziren annelerin sütünü artıran ve bebeklerin gelişimine yardımcı olan bademin, böbrek, idrar yolları ve cinsel organlardaki iltihapları iyileştirdiğini belirten Yorulmaz, “Badem, kolesterolü düşürür, kan şeker seviyesini ayarlar, cinsel güçsüzlüğe karşı etkilidir, bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderir, ağrıları hafifletir”

“Badem, kalp krizine ve kansere karşı koruyucudur. Antioksidan E vitaminini yönünden oldukça zengin olan badem bu özelliği ile yaşlılık etkilerinden ve pek çok hastalıktan koruyucudur. Özellikle de çocuklar için sağlık deposudur. Acı badem ağız yoluyla alındığında göğüs yumuşatıcı, öksürük kesici etkisi olmakla birlikte yüksek dozda alındığında zehirlenme etkisi yaratacağı için çok dikkatli olunmalıdır. Besleyici pek çok maddeyi içinde bulundurması nedeniyle badem özellikle kuru ciltlerin en büyük dostudur. Badem yağı, cilt bakımı, vücut bakımı, tırnak ve saç bakımında da kullanılır.”